Cumartesi Anneleri’yle, Bandista’yla, 30 senedir kayıp üniversite öğrencisinin katillerinin peşine düşmesiyle sevenlerine “budur işte benim Behzat’ım” dedirten Behzat Ç’nin son bölümü, nedense bana Susurluk’lu seneleri hatırlattı.
Nedense dedim ama aslında sebep Behzat Ç’nin sözleriydi.
Kayıp öğrenciyi işkencede öldürüp kaybeden eski polis “biz olmasaydık siz bugün koltuklarınızda oturamazdınız, devlet elden gidiyordu” tadında laga luga etti.
Ve Behzat Ç. konuştu: “Sen ne anlatıyon la? Roman mı yazıyon? Anladık hepiniz kahramansınız, güzel güzel şeyler yaptınız. Madem o kadar güzel şeyler yaptınız, anlat la o zaman, niye saklıyorsun?”
Bu lafları duyunca, hah işte dedim, tam da Meclis Susurluk Komisyonu’nda konuşanların halini tarif ediyor.
Susurluk skandalından sonra kurulan o komisyona da her gelen bir sürü şey söylüyor, devleti kurtarmak için ne güzel şeyler yaptıklarını anlatıyordu.
Her gelen (devlet görevlisi), kendi içinde olduğu çetenin devlet için çalıştığını, diğer tarafın (çetenin) yetkisini kendi menfaati için kullandığını anlatmak için resmen döktürüyordu.
Bilgiler, belgeler, sırlar, duyumlar, anılar... havada uçuşuyordu.
Mübarek, Meclis komisyonu değil mahalle kahvesine dönmüştü.
Aslında anlatılanların hepsi Türkiye’nin hikâyesiydi, hepsi gerçekti ama gerçeğin bir kısmıydı.
Ortalık bilgi bolluğu, dolayısıyla kirliliğinden geçilmiyordu.
Tabii bir de, biraz sıkışan tüm devlet görevlilerinin hafif tertip salladığı “konuşursam en tepeye kadar uzanır” yollu tehditlerinden.
Susurluk skandalı senelerinde muhabirdim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.