Haftayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Darağacında olsak bile son sözümüz Silivri” makamında güftesiyle açtık, yeni bir KCK gözaltı dalgasıyla kapatıyor gibiyiz.
Bu ikisi arasında olan biteni sadece sıralamaya kalksam, yazının dörtte üçü biter geriye en fazla afili bir final paragrafı yazmak kalırdı bana.
Yazının dörtte üçünü dolduracak o gündemin dörtte üçü ise çaresi henüz bulunamayan Kürt sorunu adını verdiğimiz “hastalığa” ait vakalardan oluşmakta.
Daha önceki iktidarları da esir alıp, çökerten bu hastalığın şimdi AKP’yi de esir alışını, aynı filmi daha önce defalarca görmenin etkisiyle isyan ederek izliyorum.
Sabahları televizyon- gazete- bilgisayar şeytan üçgeni karşısına geçtikten bir müddet sonra bazen “durdurun!” diye bağırmak geliyor içimden.
Freni patlamış kamyon misali yokuş aşağı giden şu gündem denen arkadaşı müsait bir yerde durdurun Allah rızası için...
Ama tıpkı arkasına “Babam sağolsun” yazdırmış kamyoncu gibi bizim kamyon da arkasına “Vatan sağolsun” yazdırıp topuklamış gidiyor.
Aslında freni patlamış vaziyette ama o gazladığı için hızlandığını sanıyor.
Neticede frene basmak isteyince kafadan girecek yokuşun sonundaki duvara.
Tabii onunla birlikte kamyonun kasasında olan biz de...
AKP’yi Kürt sorununun esir almasıyla ilgili bir ton şey oldu bugüne kadar, olmaya da devam ediyor ama bir noktada takıldım kaldım ben, Uludere’de.
Benim takılmam çok mühim değil elbette ama gördüğüm o ki bu memleketin yurttaşı olan Kürtler de aynı noktada takılmış vaziyetteler.
Bazı kelimeleri olur olmaz kullanmaktan hiç hazzetmem ama eğer “milat” diye bir kavram kullanılacaksa Uludere onu kullanmanın tam da yeridir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.