Çocukluğumda hastası olduğum bir çizgi roman vardı Doğan Kardeş dergisinde.
Adı “Sihirli Kramponlar”dı.
Yanlış hatırlamıyorsam Manchester’da yaşayan, içine kapanık, yalnız ve futbolda kendini gösteremediği için arkadaşlarının sürekli mavrasına maruz kalan bir çocuğun hikâyesiydi.
Çocuk bir gün evlerinin çatı katında eski eşyalar arasında bir çift krampon buluyordu.
Geçmişteki bir futbol yıldızına ait olan bu kramponları giydiği andan itibaren hayatı değişiyordu.
Ayakkabılar onu sahada durması gereken yere koşturuyor ve çocuk birden okul takımının en büyük yıldızı oluyordu.
Her bölümünü defalarca okuduğum o çizgi romanı her çocuk gibi futbola olan tutkuma bağlamıştım uzun süre.
Ama seneler sonra idrak ettim ki, aslında müzmin bir tembel olarak çocuğun ayağına kadar gelen kısmetin hastasıyım ben.
Hayatta beni doğru yere kendiliğinden götürüp, golü atmamı sağlayacak sihirli kramponlarım olsun istiyorum.
Tamam, biliyoruz, hayat acımasız; çatı katında da tozdan başka bir halt yok.
Ama yine de insanın ayağında sihirli kramponlar olduğunu hissettiği anları oluyor.
Ben onlardan birini geçen sene bir gece kanepemde miskinlik yaparak TRT-1 izlerken yaşamıştım.
“Hrant Dink ve arkadaşları Maraş katliamının sorumlusudur” diyen o talihsiz belgeselden ve ertesi gün yazdığım, tartışma yaratan yazıdan söz ediyorum.
Gündemin başköşesine kurulan, bomba taşıyan malum kamyon vakasıyla ilgili gelişmeler sırasında da TRT-2 ’nin karşısındaydım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.