Hayatımız birtakım kısaltmalardan ibaret.
KCK, PKK, BDP, AKP, CHP, TSK, TC, N.Ç, vs, vs...
Sırasıyla bir o çıkıyor sahneye bir öteki.
Bazen birkaçının sahne alıp bu oyunun eli mahkûm seyircisi olan bizleri el ele selamladığı da oluyor elbet.
Memleketin her bir kısaltması ayrı buhran sebebi aynı zamanda.
Gazete köşelerinden, genç kız günlüğü kıvamında bunalım dökülmekte bu sebeple.
Son günlerin revaçta kısaltması KCK ve Profesör Büşra Ersanlı’nın tutuklanması hususunda peş peşe iki alıntıyla başlayalım.
Birincisi yaptığı açıklamalarla koltuğa oturduktan birkaç ay sonra “efsane” olmayı başaran İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’den, ikincisi PKK’lı Murat Karayılan’dan.
Önce Bakan Bey’den bir kuple gelsin: “Sayın profesörümüzün anladığım kadarıyla bu yapıyla bir bağlantısı olduğu. Sanki dersimiz siyaset konumuz da Türkiye Cumhuriyeti’nde halk nasıl ayaklandırılır sebepsiz yere, kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti nasıl bölünür derslerinin hocalığını yapmak durumundaymış diye duyuyoruz.”
Sonra Karayılan konuşsun: “Varsa bu insanların KCK’ya üye olduklarına dair belge, göstersinler. Ama gösteremezler. Niye? Çünkü ben biliyorum ki bu bir senaryodur, böyle bir şey yoktur.”
Şimdi birileri bana izah etsin mümkünse.
İçişleri Bakanı, memlekette savcıların yerine fiilen delil toplayan örgüt olan polisin başındaki isim.
Ve daha hakkında dava bile açılmamış şüpheliyi KCK bir yana önce resmen PKK’lı ilan edip sonra da “duyuyoruz” demez mi?
Sanki sabah kahvesi için gittiği komşusundan almış haberi...
Misal ben Ersanlı’nın avukatı olsam, Bakan Bey’in bu iddiasına şöyle “seviyeli” bir savunmayla karşılık verirdim: “Her duyduğuna inanma arkadaşım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.