Sekiz senedir gönüllü olarak hapis yatan üniversite öğrencisi Melih Toygar’ın gençlere tavsiyesini duydunuz mu?
Şöyle demiş: “Vakitlice yatın çıkın, sonradan rahat edersiniz.”
Melih ve iki arkadaşı ileride yaşanması muhtemel herhangi bir mahkûmiyet durumunda alacakları cezaya saydırmak üzere özel izinle cezaevine girmişler.
Her gün kafalarında ha şimdi aldılar ha şimdi alacaklar gerilimiyle yaşamaktansa, cezayı peşin peşin yatıp ileride rahat etmeye karar vermişler!
Normal bir “hukuk devletinde”, yukarıdaki satırlardan sonra “şaka, şaka” diye yazmak insanların zekâsına hakaret olur.
Ancak bizim “tutuk devletinde” her gün “şaka gibi” dediğimiz öyle gerçeklerle karşılaşıyoruz ki...
Artık şaka gibi gerçeklerle, gerçek gibi şakaları ayırt etmek neredeyse imkânsız hale geldi.
Bu nedenle şakanın şaka olduğunu özel olarak izah etmek gerekiyor.
Evet, kıymetli okur, yukarıdaki girizgâh dönemin mana ve önemine binaen üretilmiş şahane bir Zaytung esprisidir.
Ve nasıl tutuklanma sebebi olarak saçlarını kazıtmak, poşu takmak, Felsefenin Temel İlkeleri kitabı, öğrenci evlerinden toplanan siyaset bilimi ders notları, Deniz Gezmişlerin afişleri, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, alakasız telefon defterleri, 1970 model örgüt üyeliği, parasız eğitim istemek, hatta elektrik faturası... birer şaka gibi gerçek ise, üniversiteli Melih’in yaşadıkları da gerçek gibi şakanın nadide bir misalidir.
Gülelim biraz da ağlanacak halimize değdiniz bir vakitte, Melih ve arkadaşlarının hikâyesinin tamamını Zaytung.
Yazının devamını okumak için tıklayın.