Bir yerde statüko santrali patlamış, rüzgâr statüko iyonlarını üzerimize yağdırmış. Suyumuz, buğdayımız, çayımız çimenimiz etkilenmiş. Genetiğimizde kalıcı hasarlar oluşturmuş, kuşaktan kuşağa sirayet etmiş statükoculuk.
Hiç büyük laflar etmeyeceğim, Gündelik hayattan örnekler sunacağım.
Dünyada en çok ekmek tüketen ülkelerin başındayız. Ekmek bizim için en temel yiyecek maddesi. Ekmek üzerine şarkılarımız, şiirlerimiz var. Hayatı devam ettirmeyi “ekmeğini kazanmak” olarak tanımlıyoruz. Hâl böyle iken; küçük bir Avrupa ülkesinin kenar mahallesindeki fırında bin bir çeşit ekmeğe rastlarken, bizim esas oğlan francalanın en yakın rakibi gramajı ya da eni-boyu farklı bir başka francala.
Yoğurt. Adını bizim koyduğumuz yegâne uluslararası şey. Computer, television ile yarışamasa da, yabana da atılamaz. Bizim yoğurt çeşitlerimiz; kaymaklı yoğurt, kaymaksız yoğurt, az yağlı yoğurt, tam yağlı yoğurt, 350 gr. yoğurt, 1 kg. yoğurt. Amerika’da bir marketin yoğurt reyonunda kırk sekiz çeşit yoğurt saymıştım. Her birinin tadı diğerinden farklı kırk sekiz yoğurdun her birinin de en az üç boyu vardı. Bizim yoğurttan istemek için özellikle belirtmen lazım. Yani “the yogurt” diye bir şey yok.
Bu sabah kaç kişi sabah kahvaltısında çay içti parmak kaldırsın. Beş milyon? On milyon? Yirmi milyon mu yoksa? Bence daha fazla.
Yazının devamını okumak için tıklayın.