Sevgili okurlarım. Haftasonu yaşıma başıma ve yağan yağmura aldırmadan Avrasya Maratonu’na katıldım. İp gibi yağan yağmur ve dokuzbuçuk kilometrelik yol değil, belediye araçlarından üstümüze tekrar tekrar tamgaz boşaltılan 10.Yıl Marşı beni yordu. Hâlâ kulaklarımda ‘dürüüdüt dürüt dürüt dürütt!’ sesleri var. Ellerindeki bayraklarla 10.Yıl Marşı’nın dört vuruşluk temposu eşliğinde yürüyenler Tandoğan ve Çağlayan Cumhuriyet mitingleri kadar coşkuluydu. Demek ki; Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler “Gel Kadir Topbaş kardeşim, sen de aramıza katıl” deseymiş, yani ona doğru bir adım atsalarmış, Topbaş koşarak karşılık verirmiş. Osmanlı’nın Balkanlara olan karşıkonulamaz muhabbetinden buyana devam eden bu beyazlaşma duygusu sadece maratona değil belediyemizin her etkinliğine sirayet etmiş. Topbaş’ın İstanbul ağzından öte kibar ve duru olmaya çalışan Türkçesi de bu manzarayı tamamlıyor.
İnternet yorumcuları üçe ayrılır
Soru: Sivilay Ablacığım. Gazetelerin internet sitelerinde, köşeyazıları ve haberlerin altına yazılan okuyucu yorumlarını okurken bu ülkeden kaçmak istiyorum. Yaşama sevincim yok oluyor. Bu yorumları yazanlarla aynı sokaklarda dolaştığımı, aynı otobüslere bindiğimi düşündükçe hayatımdan endişe ediyorum. Ne yapmalıyım? (Tolga Uğurlu)
Cevap: Sevgili Tolga, gazetelerin internet sitelerine bu endişe verici yorumları yazanlar üçe ayrılıyor: Birinci grup emekli memurlardan oluşur. Çarıkları olmayan bir milletin kurduğu bu cumhuriyete emekli olduktan sonra da hizmet etmeyi kendine bir borç bilirler. Onlar için hattı savunma yoktur sathı savunma vardır, o satıh da tüm internettir. İkinci grup ise beyaz yakalı, beyaz tenli Türklerdir. Plazalarda işverenleri tarafından ruhlarına işkence edilmesinin acısını internet ortamında canla başla vatan kurtararak çıkarırlar. Bir diş macununun marka danışmanı ya da uluslararası bir bankanın kredi kartı pazarlamacılığıyla geçen hayatın acısı biraz olsun hafifler. Bir yorum kutucuğunu doldurup ‘gönder’ tuşuna basıncaya kadarki geçen zaman hiç başlanamamış idealler için tatlı kaçamaklardır. Üçüncü grup ise internet kafelerde porno video indirmekten yüzlerini sivilce basmış ergen takımıdır. Bir gün olsun kimsenin fikrini sormadığı biri için üzerine kafa yormadan verilecek ilk cevapları cinaslı olarak tüm dünyaya ilan etmek baştan çıkarıcıdır. Bir daha yorumları okurken bu üç insan grubundan biri aklına gelsin ve yaşamaya devam et.
Andropoz çağına mektup yaz
Soru: Sevgili Sivilay Abla. Ben yirmili yaşlarının sonuna yelken açmış bir okuyucunuzum. Birkaç futbol takımı çıkaracak kadar çocuk ve torun sahibi bir AKP’li milletvekilinin kırk yıllık eşini terk etmesi beni oldukça sarstı. Acaba ben de andropoz döneminde böyle şeyler yapar mıyım, diye korkuyorum. Bu hale düşmemek için bugünden ne gibi tedbirler almalıyım. (Hayri İnci)
Cevap: Sevgili Hayri, andropoz, bir vücudun insana oynayabileceği en pis oyundur. Vücut kimyanız, saçınızın beyazına, yüzünüzün buruşukluğuna aldırış etmeden yalancı bir baharı müjdeler. Genel olarak elinden geldiği çağda parası olmayan, parası olduğunda da elinden gelmeyen erkek topluluğu için son şanstır andropoz. Sana tavsiyem otuz yıl sonra eline geçecek şekilde kendine bir mektup yaz. Her yaşın bir güzelliği olduğunu, bu andropozun geçici olduğunu hatırlat. Dar t-shirtler giymemeyi, saçını bıyığını boyatmamayı, çevrendeki genç kadınlara laubalilik yapmak için fırsat kollamamayı öğütle.
|