Sevgili Çocuklarım, iyice ihtilafperes bir toplum olduk. Aslında epeydir bu haldeyiz ancak ‘action’ seven bir Başbakanımız olalı beri ihtilaflı alanlarımız daha hareketli. Diyeceğim o ki bayramı bile kılıçları çekmek için iyi bir vesile olarak görebiliyoruz. Okuyanlar bilir, geçen hafta bir orta yol bulmaya çalışmıştım. Nasıl Amerikalıların şükran gününe hindi bayramı denmiyorsa, Musevilerin Hanuka’sı da yağ/kandil bayramı olarak anılmıyorsa bizimkilerin Ramazan konusundaki hassasiyeti anlaşılmalı. Diğer taraftan şekerin de hindi ve yağ ile kıyaslanmayacak kadar sempatik bir kelime olduğu bilinmeli.
Çok klişe bir yeni yıl mesajı vardır. Yüzyetmişdokuz dilde ‘yeni yılınız kutlu olsun’ yazılır hani. Aralarında dünya çapında sadece elli kişinin konuştuğu diller bile vardır. Son gününe girdiğimiz bu bayramı kutlamak için ne yazacağımı düşünürken aklıma bu yeni yıl mesajı geldi. İçeriğini biraz değiştirerek ancak özüne sadık kalarak hazırladığım bayram mesajım her dünyadan her görüşe uygun. Aşağıda bulacağınız mesajlarım koyudan açığa doğru dizilmiştir. Özellikle ortalarda yer alan mesajlar ‘ne şiş yansın ne kebap’ diye kıvranan, aman hiç bir müşterimizi işkillendirmeyelim diyen bankaların, pastanelerin kullanımı için uygundur.
Ramazan Bayramınız mübarek olsun. Ramazan Bayramınız kutlu olsun. Mübarek Şeker Bayramınız hayırlara vesile olsun. Şeker Bayramınız kutlu, Ramazan Bayramınız mübarek olsun. Şeker gibi bir Ramazan Bayramı geçirmenizi dilerim. Şeker Ramazan Bayramınız kutlu olsun. Şeker Bayramınız kutlu olsun.
‘Avusturya, Avusturyalılarındır’
Soru: Sevgili Sivilay Abla, size bu mektubu Avusturya’dan yazıyorum. Yazılarınız sadece internetten okuyabiliyorum. Burada seçimler oldu. ‘Avusturya, Avusturyalılarındır’ diyen ırkçı parti oylarını gittikçe arttırdı. Yabancılara vatandaşlık verilmesin diyorlar. Cami yapılmasını istemiyorlar. Avrupa’nın göbeğinde bunlar yaşanıyor. Derdimize ortak olmanızı diler bayramınızı kutlarım. (Bilal Demirci – Salzburg)
Cevap: Bilal, Avusturya’dan daha kötü ülkeler de olduğunu unutmamalı ve haline şükretmelisin. Örneğin benim çok iyi bildiğim bir ülke var ki; en büyük gazetesinin logosunda altmış yıldır ‘Türkiye Türklerindir’ yazıyor ancak kimse bu gazeteyi ırkçı olarak görmüyor. Buna ilaveten bahsettiğim ülkenin güney kıyılarına Avrupalı emekliler yerleşiyor, ev alıyorlar diye o ülkenin merkez gazeteleri, merkez solcuları ve merkez sağcıları hep bir ağızdan ülkemiz parsel parsel satılıyor, topraklarımız elden gidiyor diyorlar. Bunları söylemek ırkçılık olarak görülmüyor. Bu emekli yabancılar oturdukları mahallelerde evlerinin bodrum katına kilise kurmak istiyorlar diye konu defalarca o ülkenin milli güvenlik kurullarında konuşuluyor.
Şimdi neden şükretmen gerektiğini daha iyi anlamışsındır. En azından senin yaşadığın ülkede bunu yapanlar ırkçı olarak tanımlanabiliyor. Ülkenin geri kalan kısmı onlara karşı tedbir alıyor, siyaset üretiyorlar. Oysa benim sözüne ettiğim ülkede ırkçılık sıradan bir şey haline gelmiş. Oradaki yabancılar ne yapsın, değil mi?
Muhalif medya susturulamaz
Soru: Sivilay Abla, siz tüm mağdurların yanında olan bir ablamızsınız. Başbakan muhalif basını susturmak istiyor. İktidar yanlısı tek sesli bir medya olsun istiyor. Bu konuda hiçbir şey söylemeyecek misiniz? (Hayri Kalın)
Cevap: Sevgili Hayri iktidarın iktidar olamadığı bir yerde muhalif olmak için ‘iktidarı’ eleştirmekten daha fazlasını yapmakla oluyor.
Türkiye demokrasisi gerçekte bir toplam kalite yönetimi numarasıdır. Toplam kalite yönetimi, işletme alanında bir zamanlar çok popüler olan, Japon icadı bir yönetim modelidir. İşçiler az para almalarına, yılda iki hafta izin kullanmalarına, sosyal haklarının perişanlığına aldırmadan fabrikayı sahiplensinler, arıza çıkarmasınlar diye üretilmiştir. Bu yönetimi uygulayan işyerinde esas patron Güler Sabancı da tulum giyer ve çalışanlarla sevgi çemberleri oluşturup daha iyi nasıl lastik üreteceklerini konuşurlar. Konular, verimliliği düşürmeden hasta bir işçinin yerini nasıl dolduracakları ya da daha az tuvalet molası için kaç saatte bir su içmeleri gerektiği şeklindedir. Yoksa kimse lastik değil artık saksı üretelim gibi bir konuyu tartışamaz.
İşte Türkiye’de seçilmişler böyle bir sevgi çemberinin bir parçasıdır. Burasının bir demokrasi, kendilerinin de iktidar olduğunu düşünürler. Bazı kanunlar yaparlar, bazı konuları tartışırlar. Ancak sınırlarını aştıklarında da Cumhuriyet’in Güler Sabancı’sından fırçayı yerler.
Sabancı’ya muhalefet etmeden muhalif olunmaz, olduğunu düşünenler toplam kalite çemberine dahil olmuştur da haberleri yoktur. Zaten çemberde iktidarından muhalifine hepimize yetecek kadar yer vardır.
Gazetelerin susturulduğu ve tektipleştirildiği dönemleri incelemek istersen; 28 Mayıs 1960, 13 Mart 1971, 13 Eylül 1980 tarihli gazetelere bakabilirsin.