Çok şükür ki Başbakan’ın “çok konuşuyorlar” dediği yazarlardan değilim, sadece haftada bir kez burada boşboğazlık ediyorum. Ankara’da üst düzey bürokrat, milletvekili veya bakan tanıdıklarım da iki elin parmaklarını geçmez. Askerî bürokrasiden ise hiç kimseyi tanımışlığım yoktur. Ama Ak Parti il ve ilçe yönetimlerinin, belediyelerinin temel davranış reflekslerini iyi gözlerim. Hani bir nevi saha araştırmacısı gibiyim. Refah Partisi döneminde kapı kapı gezen ekiplerde hasbelkader bulunmuş biri olarak, tabanın tepkilerini bir parça bildiğimi iddia edebilirim. Ne de olsa Ak Parti de, Refah Partisi tabanına yaslanan bir hareket olarak ortaya çıktı, söylemindeki ve liderindeki değişimin iyi ifade edilmesiyle toplumdaki yankısını buldu, kitle partisi haline geldi. Türkiye’deki klasik sağ kitleyi etkileyerek onları biraz daha muhafazakârlaştırırken, kendi kitlesini de daha liberal hale getirdi. Bu hususta Türkiye toplumunda bir uzlaşma sağlandığı söylenebilir.
Ancak, başta Tayyip Erdoğan ve çevresindeki çekirdek kadro olmak üzere, Ak Parti’nin politikalarını belirleyen kolektif aklının kodları Türkiye’deki dindar insanların temel reflekslerinden pek uzakta değildir.
Türkiye’nin kendi içinde nasıl bir ülke olması gerektiği ve dünya üzerinde oynayacağı rol konusunda üretilmiş kimi ütopik kimi reelpolitiğe uygun politikalar bu dönemde kendini göstermeye başlamış ve genel kitle bundan memnun görünmektedir.
Türkiye’de halk artık askerin sadece kendi işini yapması gerektiği konusunda mutlak derecede hemfikirdir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.