28 Şubat’tan bu yana içine girdiğimiz cendereden artık çıkmak üzereyiz.
Ancak cenderenin içinde bulunmaya alışmış bir halk olarak, çıkınca kendimizi ne gibi bir boşlukta hissedeceğimiz endişesini taşımaya başladık şimdi de.
Türkiye’yi dört bir yandan saran çelik korse artık patladı. Evvelce “demir ağlarla örülmüş” olan anayurdun “bundan sonra”sı üzerine değişik düşünceler ifade edilmeye başlandı.
Askerden kurtulduk(!), başımıza şimdi polis mi dikilecek, yoksa sivil bir diktatörlüğe mi gidiyoruz?
Bir tarafa bakarsanız, tam bir korku içinde yaşıyoruz. Her telefon dinlemede, her ofiste bir böcek var, ne konuşsan ertesi gün internet ya da televizyon haberlerine düşüyor.
Diğer tarafa bakarsanız, hükümetten hoşlanmayan ve onu alaşağı etmeye çalışan herkes Ergenekoncu.
Deveye sormuşlar yokuşu mu seversin, inişi mi? Bunun düzü yok mu demiş.
Evet, artık ordu ile işbirliği yaparak iktidar arama dönemi kapanıyor Türkiye’de. Ak Parti bu açıdan Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir misyona sahiptir.
Laiklik ve Atatürkçülüğü iliğine kadar sömürmek de tarihe karışıyor.
Çeşitli aralıklarla halkına karşı “topyekûn savaş” açan bir devlet anlayışı sona eriyor. Halkının din, dil, ırk, mezhep gibi bütün renkleriyle barışık olan yeni bir devlet düzeni kurulmak isteniyor. Devlet, her vatandaşına barış elini uzatmakta kararlı görünüyor. (Bunu istemeyen, eski imtiyazlarını kaybetmek istemeyen küçük bir zümre kaldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.