“Biz de tıpkı askerler gibi izole yaşarız. Lojmanlarda oturur, sosyal alanlarda birlikte hareket ederiz. Zaman içinde ailemizden başka sivil görmemeye başlarız. Bu olay yaşandıktan sonra 60 dairelik lojmanımda tek bir kişi bile selam vermiyor, evime gelmiyordu. ‘Bir maniniz yoksa’ diye komşulara gönderdiğimiz çocuklarımızın yüzüne kapılar çarpılıyordu. Üstelik başsavcı, görevden alındığımın ertesi günü adliyedeki odamın kilidini değiştirmiş beni tamamen açıkta bırakmıştı. Gidecek yerim yoktu. Aylarca evimden çıkamadığım oldu. Derin bir sessizliğe ve ıssızlığa mahkûm edilmiştim. Hücre mahkûmlarının konuşamamaktan dolayı zaman içinde işitme kayıpları yaşadığını öğrenmiştim. Aynı belirtiler bende oluşmaya başlamıştı. Üç yıl süren sessizlik döneminde iki kulağım da kademe kademe zayıfladı. Şimdi işitme cihazıyla duyabiliyorum.”
Sacit Kayasu’yu hatırlayanınız var mı aranızda? Yukarıdaki sözler kendisine ait. Kendisi HSYK mağduru bir Cumhuriyet Savcısı. Hani on yıl önce “12 Eylül darbecileri yargılansın” diyerek iddianame hazırlayan ve hayatı kararan savcı.
Anayasa’daki geçici 15. maddenin değiştirilip 12 Eylül darbecilerine yargı yolunun açılması tekrar gündeme gelince, ailesinde pek çok subay bulunmasına rağmen “zaman aşımına uğramasın” diyerek iddianame hazırlayan ve görevini yaptığı için Genelkurmay Başkanlığı’nın talimatıyla “görevini kötüye kullanmaktan” hayatı karartılan Sacit Kayasu’yla irtibata geçtim. Ben sordum, o da çok samimi cevaplar verdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.