Geçen hafta Atlas dağlarının surlar gibi kuşattığı, yollarını turunç ağaçlarının süslediği ülkedeydim. Ülkemdeki onca hareketliliğe alışmış olan zihnim, oranın sakinliğine alışmakta hayli zorlandı. Ne kadar da monoton bir ülke, insanları sıkılmıyorlar mı gibi garip düşünceler içerisine dahi daldım. Hani evlerine bakıp ülkenin hangi şehrinde olduğunuzu anlayabilirsiniz. Toprağının kızıllığından adını alan şehrin kırmızı evlerini gördüğünüzde Marakeş; ya da palmiye ağaçlarının arasındaki beyaza boyanmış evlere baktığınızda Darul Beyda, bilindik ismiyle Kazablanka’dasınız.
Okulların ve üniversitelerin yoğunlaştığı Fez âdeta bir ilim şehri. Bu ülkenin Ankara’sı da, Rabat.
Bu kadar uzun laftan sonra bilenler anlayacaktır, geçen hafta beş günlük bir Fas gezisine katıldım. Bir grup akademisyenle birlikte Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın davetlisi olarak katıldığım gezi tek kelimeyle harikaydı. Tam da zamanında gitmişim sanki. Ben orada bambaşka bir atmosferin içinde yaşarken, bir de döndüm ki, neler olmuş neler. Ertuğrul Özkök GYY’yi bırakmış, kozmik oda muhabbeti almış yürümüş... Ertuğrul Özkök fenomeni üzerine herkes yazdı da, bir ben kaldım, onu da ihmal etmeyip bir başka zaman yorumlarım belki ama şunu hemen ifade edeyim ki, Özkök tam bir fenomendi. Yazılarında her zaman samimi olduğunu ifade ediyordu ya, yakın tarihimizin (bence) karakutularından biri olan Özkök’ün, yirmi yılda nelere şahit olduğunu bütün açıklığıyla hatıratında dile getirmesini bekliyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.