“Gücü özgürlüğünde” sloganlı gazetenin, çiçeği burnunda taze yayın yönetmeni geçen gün köşesine konu bulamamış olacak ki, “29 Ekim’i hatırlamayan gazete hangisi” sorusunu soruyor ve “
Vakit gazetesi değil, elbette Taraf” diye ilan ediyordu. Gazetemdeki haber merkezi ve başlarındaki yöneticiler “uyurlarken!” sürüden ayrılan kuzu ben oldum.
Dışarıdaki raprapların, coşkulu müziğin, smokinlerin cazibesine kapılıp gittim.
Allah’tan sürüden ayrılan tek ben değildim. Yanımda İslâmcı bir televizyon kanalının kadın yönetmeni arkadaşım vardı.
Bunca yıldır Cumhuriyet’in iteklenmiş kadını olarak “öteki”leştirmeyi asgariye indirmek ve göze batmamak için azami gayret sarf ettim.
Elektrik ve su faturalarını ödeyeceğim muazzam parayla, en ünlü modacının mağazasındaki en kara elbiseyi, yürümesi en zor yüksek topuk ayakkabıları aldım. Benim için Cumhuriyet kadını dendi mi Ruhat Mengi’yi tek geçerim. Dolayısıyla
Her Açıdan programındaki mor kazaklarının renginden bir mor örtü seçtim başıma. Öyle ya nasılsa siyah elbiseli modern kadınların çoğunun saçları sarının ve kızılın tonları olacaktı.
Gelişmişliğin ve modernliğin bir ölçütü olarak...
Çocukluğumda nasıl da heves ederdim, şık giyimli kadın ve erkeklerin tebessüm dolu yüzleriyle dans ettikleri siyah beyaz resimlerde gördüğüm Cumhuriyet balolarına. Hem bu resepsiyona katılacaktım hem de pusuda bekleyip de ellerindeki sapanla “bakın Cumhuriyet kutlamalarını es geçtiler, oysa Ramazan Bayramı’nı kutlamışlardı” taşlarını atacaklara karşı “olur mu azizim ben gittim” diyecek ve gazetemi muhtemel salvolardan koruyacaktım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.