Hepimiz bir zamanlar çocuktuk.
Başbakan da, Cumhurbaşkanı da, bakanlar da, Genelkurmay’daki omzu kalabalık paşalar da.
Oynadığımız oyunlar belki o zamanlar hep birbirine benzerdi.
Küçük yaşlarda kutu kutu pense ile başlayan oyunlarımız, bezirgân başı, saklambaç, körebe, elim sende, istop, yakan top, seksek, çelik çomak... vesaire olurdu. Erkek çocuklar bir de o zamanlar dekmancılık denilen tahta silahlarla savaş oyunu oynarlardı.
Okula başlayınca isim şehir, amiral battı falan oynanırdı. Kâğıt kalemle tanışma oyunları...
Üç beş erkek çocuk biraraya gelip “önümüze gelene bir tekme” oynarlardı teneffüslerde. Bu biraz sanki üçten fazla kişinin biraraya gelmesiyle oynanan dayanışmacı, birbirinden güç alan küçük çaplı bir çetecilik oyunuydu.
Bu oyunların içinde kişiliğimizi buluyorduk belki de. Oyun sırasında herkes “rakip” olarak gördüklerine karşı kendini ispatlama çabasında içinde olurdu.
Ama oyun esnasında rakipler olsa da, bunlar hiçbir zaman “düşman” olarak görülmezdi. “Birlikte oynadığımız”, hoşça vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımızdı hepsi...
Hayat yolunda rollerimiz belli olmaya başladığında değişiyor her şey sanırım. Şimdilerde önemli mevkilere gelmiş olanlara kızma birader diyerek sormak isterdim, çocukluğunda en çok hangi oyunu severdin diye... Özellikle de, Genelkurmay’daki paşalara... (Sabih Kanadoğlu’nu da çok merak ediyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.