Genelkurmay Başkanı, geçen hafta birkaç gazeteciyle görüşüp beyanat verdi, “yeter artık” makamında. Bu beyanatlarda iki ilginç nokta vardı: Birincisi “biz de bildiklerimizi açıklarız” tarzında bir blöf, ikincisi de “ithal jargon” söylemi.
Öncelikle bu bir iskambil oyunu, tehdit ya da şantaj amaçlı bir durum değil.
Bugüne kadar TSK kendi ülkesinin halkına karşı her türlü operasyonu rahatça yapmış, kimse sesini çıkaramamış ya da duyuramamış... Buna alışmış bir statüko vardı.
Medyasıyla, yargısıyla, siyasetçisiyle herkes –kimi çıkarından kimi karşısındaki gücün büyüklüğünden çekinerek- buna seyirci kalmış (çıkarını gözetenler ayrıca destek vermiş). Fakat gelin görün ki, bugün geldiğimiz nokta Genelkurmay Başkanı’nın canını sıkıyor.
Sayın Başbuğ, size çok basit bir soru sorayım (Bugünlerde okuduğum İskender Pala’nın
İki Darbe Arasında adlı kitabıyla yeniden gündeme gelen bir konu bu):
Şeref duyarak yaptığı askerlik vazifesinden, her türlü başarı ve taltiflere rağmen “namaz kıldığı” ve “eşinin başı örtülü olduğu” gerekçesiyle atılmak nasıl bir şeydir, düşündünüz mü? İşinize geldiğinde “peygamber ocağı” olan ve “nasıl böyle bir ordu cami bombalar” diyerek öfke nöbeti geçirdiğinizde, bütün bunların cami bombalamaktan az bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bir de, Türkiye’de özellikle tek parti döneminde, camilerin nasıl kapatıldığını, Kur’an kurslarının nasıl yasaklandığını, köylere kadar jandarmaların basıp nasıl evlerin kuytu köşelerinde Kur’an kovaladıklarını bir araştırın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.