PKK’nın Silopi saldırısıyla barış masasını devirmesinden itibaren girilen yeni süreçte çatışmalar şiddetlenerek devam ediyor. Operasyonları Kuzey Irak’ın içlerine doğru yayan devlet son operasyonlarla ne yapmaya çalışıyor?
Anlaşılan o ki, devlet son operasyonlarla birkaç aşamalı bir strateji izliyor. Belki de geçen on yıllar boyunca –alan hâkimiyeti stratejisini bir kenara bırakırsak– devlet ilk defa kendi stratejisini uygulamaya koymuş durumda. Bu stratejinin ilk ayağında PKK’nın üstünlük kurduğu alanı yok etmeye çalışıyor. Bu alan PKK’nın psikolojik üstünlük alanı. PKK özellikle Hakkâri ve Şırnak civarında ”girilmez kamplar” metaforu yaratarak adeta devlet gibi hareket edip Kürtler üzerinde müthiş bir otorite olmaya girmişti. Buna bir de PKK militanlarının Kürtler için ne kadar fedakârca savaştığı miti eklenince PKK adeta yarı kutsal ama korkulacak da bir örgüte dönüşmüştü. İşte son yapılan operasyonların ilk ayağında PKK’nın efsane kamplarına girilerek kurduğu psikolojik üstünlük kırılmaya çalışılıyor. Bunda önemli bir başarının elde edildiğini de ifade etmek gerekiyor.
Stratejinin ikinci aşaması Kuzey Irak’a yönelik kısmı. Burada da yine PKK kendisinin mutlak hâkim olduğunu, devletin buraya girerse çıkamayacağı mitini oluşturmuş durumda. Hatta bu konuda birçok liberali de ikna etmiş durumda. Adeta PKK yenilmez bir örgüte dönüşmüş durumda. Oysa PKK’nın yenilmemesi PKK’nın gücünden ya da halkın sonsuz desteğinden değil, ordunun Ankara’da siyaset yapmasından kaynaklanıyordu. Çok açık bir örnek vereyim. PKK’nın en zayıfladığı 1997 yılında dönemin ektili bir paşası Öcalan’a haber gönderip ”Şu anda birinci önceliğimiz Kürt sorunu değil irtica. (MGK’da irtica birinci öncelikli tehlike olarak kabul ettirilmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.