Seçimlerden önceki gelişmeler konusunda ne kadar umutsuzsam seçimlerden sonrası için o kadar umutluydum. Bu görüşümü her fırsatta dile getirip devlet ile Öcalan’ın mutabakatının iyi gittiğini ancak hem devletin hem de PKK’nın içinde bazılarının bu süreci baltalamak için elinden geleni yaptığını ifade ettim. Seçimlerden sonra gelinen noktada bu baltalama süreci BDP’nin boykotuyla zirve yaptı. Blok’un adaylarının Öcalan’ı çok memnun etmediğini de ifade etmiştim. Bu süreçte başlatılan çatışmalar, operasyonlar da bu sürecin baltalanmasına yönelikti.
Görüşme sürecinin yeniden rayına oturmasını sağlayacak son açıklama Öcalan’dan geldi: “En son heyetle yaptığımız bugünkü görüşmede üzerinde uzlaştığımız en önemli ve atılması gereken pratik adım, Barış Konseyi’nin oluşturulmasına-kurulmasına ilişkindi. Heyetle Barış Konseyi’nin kurulmasına ilişkin bir mutabakata varmış durumdayız. Zaten bu durum protokollerde de yer almaktadır. Barış Konseyi’nin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış Konseyi, mutlaka kurulmalıdır. Barış Konseyi ne resmî bir devlet organı olacak ne de sadece sivil bir organ olacaktır. Barış Konseyi, barış çalışmaları, barışın gerçekleşmesi ve çözüm için çalışacaktır. Bir ay veya bir aydan daha kısa bir sürede Barış Konseyi kurulmalıdır.”
Öcalan’ın açıklamasının hem kendi tabanına hem de dışarıya yönelik mesajları var. Öcalan Barış Konseyi açıklamasının hemen öncesinde çok kritik bir ifade kullanıyor. “Daha önce bahsettiğimiz 15 Temmuz tarihi yanlış algılanmasın. 15 Temmuz dememizin sebebi heyetle yapacağımız son görüşme tarihinin 15 Temmuz’a yakın tarih olmasındandır. Zaten heyetle yapacağımız görüşmeyi daha erken gerçekleştirdik. Benim için esas olan bu görüşmeydi, 15 Temmuz tarihi değil. Bu görüşmeyi de bugün gerçekleştirdiğimizden artık benim için 15 Temmuz’un bir hükmü ve bir anlamı kalmamıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.