Kürt sorununu tartışırken kaçırdığımız bir konu var. Hem Kürt hem de Türk kimliğinin doğuşu sorunlu oldu. Bu sorunlu doğum bugün yaşadığımız çatışmanın da ana sebebi. Bugün kimlik çalışmaları bir konuda hemfikirdir. Kimlikler modernitenin sonuçlarıdır. Hem Türk toplumu hem de Kürt toplumu moderniteyle tanışmadan modernitenin ürünü ulusal kimlik ile tanıştırıldılar. Bu yabancı unsuru doğal olarak her iki toplum da ilk etapta reddetti. Ancak Türk kimliğinin avantajı, bu kimliği bir program dâhilinde topluma dayatan bir devletin olmasıydı. Devlet elinde sopa ile Türk kimliğini Türklere dayattı. Bir anlamda devlet bu kimliği sopayla doğurttu. Sopayla doğurttuğu kimliği de silahla koruyor.
Türk kimliğinin avantajı ilk etapta Osmanlı’dan yetişmiş bir entelektüel zümre tarafından üzerine çalışılmış olması. Bir Yusuf Akçura’nın bizzat Tatar kimliği üzerinde deneyip Türk kimliği üzerinde uygulamaya koyduğu model Türk kimliğinin bir proje dâhilinde tutmasına neden oldu. Özellikle okullaşma ile devlet de geniş kitlelere yerel kimliklerini unutturdu ve zorla da olsa Türk kimliğini giydirdi. Bu ucube giysiyi bir süre sonra Türkler “geleneksel giysileri” gibi kabul etti ve bu ucubeye uymayan her şeyi de dışladılar. Tabii ki devletin rolü burada en önemli unsurdu.
Türk kimliğinin arkasında bir zihinsel birikim vardı ve bu birikimle bu elbise bu topluma giydirildi. Ancak toplum bu elbiseyi giymeye hazır değildi. Elbiseyi tanımaya çalışırken vücudunu unuttu. Elbiseyi taşımaya çalışırken kendini paraladı. Dolayısıyla Türk kimliği bugün dışı cilalanmış içi paralanmış bir kimlik olarak yaşamaya devam ediyor. Eğer etrafımızda ucube arıyorsak üzerimize giydirilmiş bu kimliğe bakıp ucubenin nasıl bir şey olduğunu görebiliriz. Türk devleti zor kullanarak ulus kimliği yarattı ama içindeki benliği, hatta insanı öldürdü. Böylece, insansız, kişiliksiz ve benliksiz bir kimlik doğdu. İnsanlar bu kimliğe kurban edildi ediliyor. Her şehit cenazesinden sonra “vatan sağ olsun” çığlığı aslında insanın kimliğe kurban edilişine duyulan çaresiz bir çığlıktan farklı değil duyabilene...
Kürt kimliği için durum biraz daha da vahim. Kürt kimliği iki yönden travmatik bir vakıa olarak doğdu. Bir yandan ulus-devletin asimilasyon politikaları nedeniyle gelişimini tamamlayamadı ve reaksiyoner bir ruh haliyle doğdu. Öbür yandan da hem bir koruyucu ve destekçi devletten yoksun olması hem de entelektüel gelişimini tamamlamadan doğması nedeniyle travmatik bir kimlik olarak karşımızda duruyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.