Türkiye’de üniversite “eski Türkiye”nin en sağlam kök saldığı kurumdur. Herkes TSK’nın katı laikçi tutumundan yakınır ama akademinin bağnaz laikçi tutumu karşısında TSK tekke sayılır. İdeolojik kayırmacılığın en öne çıktığı yerdir üniversite. Örneğin 30 yıldır insanların canına mal olan bir Kürt sorunu var ve bu ülkenin üniversitelerinden son döneme kadar adamakıllı çalışmalar çıkmamıştır Kürt sorunu hakkında. Kürt sorunu çalışanların tezleri “anayasaya aykırılık” iddiasıyla iptal edilmiş, insanların titrleri ellerinden alınmış ve “benden değilsen seni yaşatmam” anlayışının en keskin ve kıyımcı yaklaşımları üniversitede görülmüştür.
Kürt sorunu gibi “netameli” sorunların üniversitede çalışılmaması asker veya devlete bağlanır ve asker istemediği için böyle çalışmalar yapılmaz sanılır. Oysa bu doğru değildir. Toplumun temel sorunları üzerine çalışma yapılmasına aslında devlet değil üniversite karşıdır. Bunun da en önemli nedeni üniversitenin içinde bulunduğu ideolojik angajmandır. Bu nedenle üniversite rektörleri “ordu göreve” pankartlarının altında yürümeyi yadırgamamıştır. Ergenekon ile iş tutmaktan geri durmamışlardır.
Bu çelik çekirdeğin yumuşamasında özel üniversite tecrübesinin etkisi olmuştur. Özel üniversiteler katı laikçi üniversite algısını esnetmiş, performansın esas olduğu anlayışların yavaş da olsa önünün açılmasında öncü rol oynamıştır. Bugün en laikçi bilinen özel üniversiteler bile özgürlükler ve düşüncelere saygı ve tolerans noktasında çoğu devlet üniversitelerinden daha ileri noktadadır.
Bu satırları 28 Şubat zihniyetinin son kalesini devralan ve kaldığı dönem içinde sessiz bir devrim yaratan Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın hangi şartlar altında görev yaptığını göstermek için yazdım. Bazı 28 Şubat kalıntısı yazarlar Yusuf Ziya Özcan döneminde YÖK’ün başarısız olduğunu yazmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.