Medya dünyasında herkesin Özkök’e ilişkin söylenmiş iki çift lafı bulunurken ben Özkök’e ilişkin yazmak ve kendisiyle polemik yapmaktan özellikle kaçındım. Kaçınmamın nedeni Özkök’ün manipülatif kafa yapısı ile uğraşmak istemememdi. Zira 20 yıl Hürriyet’i manipülatif bir operasyon gazetesine dönüştürmüş biriyle uğraşmanın kolay olmadığını bilenlerdenim. Ancak bütün çabama rağmen Özkök’ten kaçamadım. Sonunda o manipülatif kafa beni de vurdu. Dün yazdığı yazısında beni konu etmiş. 23 temmuz tarihli ”Bir çözüm var” başlıklı yazımın giriş kısmını alıp sonuç olarak duyurmuş Özkök: “Kürt sorunu artık zıvanadan çıkmaya başladı” cümlesiyle başlıyordu. Kürt meselesinin geldiği nokta hakkında tüylerimi diken diken eden şöyle bir öngörüde bulunuyordu: “Şimdi halk sokaklarda birbirini boğazlamak üzere...”
Oradan da hedefe koyduğu asıl isme geliyordu. O bölümü aynen aktarıyorum:
“Maalesef işin buraya gelmesinde hükümetin en beceriksiz bakanı Beşir Atalay’ın umut yaratıp, plansız ve programsız bir konuyu konuşup, adeta ateşi toplumun içine atıp geriye çekilmesinin rolü büyük.”
Özkök aynı yazıda bir şikâyet dilekçesi yazmış; Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hatırlatma yapıyor:
“Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın en güvendiği bakanlardan biri olduğunu düşündüğüm Beşir Atalay için bu kadar ağır ifadelerin kullanılmasına şaşırdım doğrusu.”
Oysa o yazımda Beşir Atalay ile ilgili bölüm sade bir paragraflık giriş bölümü. Sanki Atalay’ı hedefe koymak için yazmışım gibi anlatıyor Özkök o yazıyı. Sonra da Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a referans verip Atalay için ağır ifadeler kullanmama şaşırmış olduğunu belirtip buradan bir sonuç çıkarıyor: Poliste bir iç savaş yaşanıyor.
Manipülatif kafa dediğim kafa işe bu. Bu yazının neresini düzelteceksiniz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.