Aslında bu yazının başlığını “Kasımpatı barışı” koysam da olurdu. Zira bizde bir entel tutkusu olarak her kasım ayında gazete köşelerinden barış gelir memlekete. Bir kasımpatı çiçeğinden hareketle bizi barış baharına boğan yetenekler, beni savaş lobiciliğiyle suçlamayacaksa gördükleri barış baharının bir kasımpatı çiçeği bile olmadığını anlatmak isterim. Hatırlayınız en son geçen yıl kasım ayında da barış gelecekti memlekete. Yanılıyorsunuz, “Martta çatışmalar yeniden başlayacak” (25 Aralık 2010) diye yazdığım için de savaş lobisine hizmet etmekle suçlanmıştım. Geçen kasımdan bu yana barış köprüsü diye anlatılan köprünün altından “barış suyu” değil, kandan seylaplar aktığını, “huzur nehri”nin balıkçılarının bizi nereye getirdiğini de birlikte gördük.
Bir kasım ayı daha geldi aynı köşelerden yine kasımpatı barışı patlamaya başladı. Bu defa balıkçı gibi tanınmayan birine inanmamız beklenmiyor doğal olarak. Bu defa bir devlet başkanı, Celal Talabani, veriyor müjdeyi; iyi şeyler olacak...
Talabani’nin bizde yeniden iyi şeyler oluyor umutları estiren açıklaması şöyle: “PKK’lılar bana şunu söyledi. ‘Silahı bırakıp dağdan şehre inmemiz isteniyor. Gideceğimiz yer neresi? Ev mi, yoksa hapis mi? Birinci şartımız genel af ilan edilsin.’ Hazırlanacak yeni anayasada ‘Türkiye’nin hepsi Türk değildir. Türkiye birçok ırktan oluşur’ ifadesine yer verilsin’. PKK’yı ikna etme konusunda başarılı olduk sayılır. Türk tarafını ikna etme konusunda yarım başarılı olmuş sayılırız. Bu konuda kardeşim Mesut Barzani ve Berham Salih Türk tarafıyla iyi çalışma yürütüyor.”
Bu açıklamaların doğru çıkması hayaline bile meftunum ama gerçekleri görmeyecek kadar da saf değilim. Şimdi size Talabani’nin daha önceki senelerde aynı cümlelerle getirdiği barış demeçlerinden bir örnek sunayım da Talabani’nin açıklamasına iyi şeyler oluyor diye sevinip sevinmeyeceğinize siz karar verin.
Birinci örnek Taraf’tan.
Yazının devamını okumak için tıklayın.