Şırnak’ta olan olaylar güneydoğuda sürmekte olan askeri vesayeti bir kez daha gözler önüne serdi. Şırnak valisinin talimatına rağmen 23. Tümen komutanı hem PKK’lıların cenazelerini Malatya’ya göndermek için gereken helikopteri vermedi hem de cenazelerin askerler tarafından alınmasına izin vermeyerek Şırnak’ta gerilimin tırmanmasına neden oldu. Bir ilin en yüksek mülki amiri vali iken neticede o ildeki en yüksek askeri yetkili nasıl amirinin emrini dinlemez? Vali emrini dinlemeyen askere istese ve ısrar etse bile bir yaptırım uygulayabilir mi?
Şırnak’ta meydana gelen olayların ertesinde sanırım sistemi sorgulamak için sorulması gereken en kritik sorular bunlar. Baştan yukarıdaki soruların cevabını vereyim. Mevcut yapı içerisinde terörle mücadele bakımından Vali istese de emrini dinlemeyen komutana hukuken hiçbir şey yapamaz. Zira terörle mücadeleden sorumlu Bölge komutanları valilere hukuken veya idari olarak bağlı değiller.
Sistem şu şekilde çalışıyor. Normalde illerde İl Jandarma komutanı ve Emniyet Müdürü valinin altında görev yapan iki en önemli kişidir. Bu kişiler işleri itibariyle valiye doğrudan bağlı bulunduklarından dolayı Vali’nin dediğini yapmak zorundalar. Yapmazlarsa valinin hukuken bu kişiler hakkında işlem yapabilir. Ancak Güneydoğuda -belki de valileri dolayısıyla sivilleri devreden çıkarmak için- farklı bir yapı oluşturulmuş durumda. Bölgede terörle mücadele “bölge komutanlıkları” aracılığıyla sürdürülüyor. Temelde bölgeden sorumlu 2. Ordu Komutanlığı. 2. Ordu terörle mücadelenin koordinasyonundan da sorumlu. Ancak Tunceli, Elazığ, Erzincan gibi terörle mücadele açısından kritik illeri ise 3. Ordu komutanlığına bağlı.
Terörle mücadele için OHAL zamanında oluşturulan İç Güvenlik Tugayları Taburları’nın durumu ise hukuken çok karışık. Yaptığım araştırmalardan anladığım kadarıyla İç güvenlik tugaylarının Asayiş komutanlıklarına bağlı olduğu ve Vali ile operasyon anlamında bir hiyerarşik ilişkilerinin olmadığı gürülüyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.