Gelen mesajlarda okurlar özellikle polisin terörle mücadelede yeniden aktif rol alması konusu ve sivil-asker ilişkilerinin demokratik ülkelerdeki seviyeye çekilmesi konusunda somut önerileri merak ettiklerini ifade ediyorlar. İki konudaki görüşümün özetini yazacağım:
Polisin alanlara inmesi
1990’lı yıllarda Özel Harekât bölgede halka kan kusturmuştur. PKK’lı cesetleri şehirlerin içinde Land Rover’ların arkalarına bağlanıp sürüklenmiştir. Bunu hangi bölge insanına sorsanız doğrular. Ama bunu sadece Özel Harekâtçılar yapmadı. Bu bir devlet stratejisi konseptiydi. Özel Harekâtçılara da orada görev yapan her askerî birliğe de, yapın, dediler, yaptı. Bu strateji Öcalan’ın uyguladığı “silahlı propaganda” stratejisine karşı, –ki bu stratejiyi Öcalan Kürdistan’da Şiddetin Rolü adlı çalışmasında anlatmıştı–, daha yüksek dozda şiddet stratejisi geliştirdi. Öcalan şiddetle Kürtleri sindirip yanına çekmeyi planlıyordu; devlet de daha yüksek şiddet stratejisiyle Kürtleri daha fazla sindirip PKK’nın yanına gitmesini önlemeye çalışıyordu. Özel Harekât’ın da, diğer birimlerin de o dönem uyguladığı şiddet tamamen bu eksende hesaplanmış şiddet stratejisinin bir parçasıydı.
Devlet yeniden aynı stratejiye dönmediği sürece Özel Harekât’ın bölgeye gitmesi aynı sonucu doğurmaz. Dolayısıyla bugün, Özel Harekât bölgeye gidiyor şiddet yeniden tırmanacak, argümanı kendi içinde tutarlı değildir. Özel Harekât’ın bölgeye gitmesi de devletin aynı stratejiyi benimsediği anlamına gelmez. Ayrıca hemen her ilde Özel Harekât mevcut, neden aynı Özel Harekât 90’lı yıllardaki zulmü uygulamıyor şimdi?
Üstelik şimdilerde devlet böyle bir strateji güdecek olsaydı bunu askerlerle yapmak çok daha kolay olurdu. Zira polisin sütten ağzı yandı çok. Ve bu konuda çok daha deneyimli. Dolayısıyla devletin şiddet stratejisinin maşası olmaz bir daha polis. İsteseler de yapamazlar. Polisin kültürü çok değişti artık. Ama asker halen o şiddet kültürünü savunuyor ve bu nedenle şiddet stratejisini askerle yapmak çok daha kolay.
Yazının devamını okumak için tıklayın.