OdaTV iddianamesi tartışılmaya devam ediyor. Bir iddianamede savcı iddiasını ispatlamak zorundadır. Peki, iddiaya maruz kalan kendi durumunu ikna edici bir şekilde açıklamak durumunda değil mi? Örneğin bir cinayet mekânında giydiğiniz giysilerden parçalar bulan savcılık iddia olarak o cinayet mekânında olduğunuzu çünkü elbiselerinizden parçalar olduğunu iddia etse, siz “Ben orada değildim orayla hiç bir ilişkim yok, elbisemin parçaları oraya nasıl gitmiş bilmiyorum” diyerek masum olduğunuzu ispat edebilir misiniz?
Hanefi Avcı, Ahmet Şık ve özellikle de Nedim Şener’in OdaTV iddianamesindeki durumu biraz buna benziyor. Her üçünün de cemaat aleyhinde yazdığı kitapların taslak nüshaları OdaTV bilgisayarlarında bulunmuş. Her üçü de “Haberimiz yok, oraya nasıl gitmiş bilmiyoruz, OdaTV ile ilişkimiz, irtibatımız yok” diyor. (Kitap nüshası OdaTV’de çıkmış, suç mu, tartışması açacaktır bazıları, ben bunu tartışmıyorum bir mantık silsilesini tartışıyorum.) OdaTV yöneticilerine sorduğunuzda onlar da “Haberimiz yok” diyor.
Nedim Şener biraz daha üst perdeden “OdaTV ile hiç ilişkim yok” diye bağırıyor ama ilişkisinin olduğunu gösterir telefon irtibatları da var. Kitabının taslak nüshası oradan çıkmış. Hem yayımlanmadan üç ay önce kaydedilmiş ve hem de NEDIM isimli bir klasörün içine. Yani sıradan bir dosya değil doğrudan ODATV bilgisayarlarında NEDIM adından bir klasör var. Görünmemesi imkânsız. Üstelik aynı Şener, “Hanefi Avcı’nın kitabını çıktıktan sonra gördüm” diyor ama yaptığı alıntılarda taslak nüshalardan alıntılar yapıp yazılar yazmış ve kendi kendini yalanlamış biri. Bu durumda Şener’in “Kitabım OdaTV’ye nasıl gitti, haberim yok” iddiasına kim inanır?
Şener’in yazdığı “ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT” isimli kitabın taslak kopyaları tıpkı Avcı ve Şık’ın kitapları gibi son durak olarak Ergenekon terminali OdaTV’ye uğramış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.