Uzun süredir PKK içinde Abdullah Öcalan’a rağmen hareket eden gruplar var argümanını savunuyorum. Ben bunu savundukça, Ankara’nın etkin sesleri, eski terör uzmanları –ki aralarında Genelkurmay Başkanlarına danışmanlık yapmış, Başbakan’a 2007 seçimlerinde Hakkâri’de söylediği ”ya sev ya terk et” anlamına gelen konuşmanın hemen öncesinde brifing vermiş kişiler de var– PKK’nın ”Leninist” bir çizgide katı hiyerarşik yapısı olduğunu ve Öcalan’ın mutlak kontrolü olduğunu iddia ediyorlardı. Bu görüş özellikle TSK içinde etkin bir görüştü. Zira TSK’nın görüş oluşturması mümkün değil. Üstleri 1990’lı yıllarda PKK’yla mücadele etmiş komutanları... Bilgi birikimleri orada donduğu için, terörle mücadele etmiş kişiler olarak ”her şeyi bildikleri için”, astlar da üstlerine alternatif fikirler götüremediklerinden TSK’nın PKK algısı 1990’lı yıllarda kalmış bir algı veya bilgidir. Daha da kötüsü bu ülkede kimlik inşa etmiş bir kurum olarak TSK’nın 21. yüzyılda kimlik inşasına yönelik hiçbir fikri yoktur.
TSK için çok muteber olan ”devlet destekli terör uzmanları” da TSK’dan çok ileri durumda değildir. Onlar zaten alanlarında iyi olsalardı şimdiye kadar sundukları çözümler işler ve devlet bu savaştan galip çıkardır. Bu savaşın en büyük kaybedeni sözde terör uzmanlarıdır ama ahbap-çavuş ilişkisiyle o uzmanlıklarını devam ettirip devlete ”akıl” satmaya devam ediyorlar. Dolayısıyla Ankara tam anlamıyla bir kısır döngü içinde.
Sanırım Erdoğan bunu gördüğü için terörle mücadele konusunda yeni bir adım atıyor. Mücadeleyi TSK’nın kontrolünden çıkarıp daha sivil bir alana, İçişleri Bakanlığı’nın kontrolüne taşıyor. Bu yeni bir zihniyet sürekli yenilenen görüşlerin tartışılması anlamına geliyor. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’nın bünyesinde gerek Jandarma gerekse Emniyet’in ABD başta olmak üzere Batılı ülkelere gönderdiği değerli uzmanları var. O nedenle bu mücadelede yeni bir fikir aşısının önü de açılmış olacak. Çok çarpıcı bir örnek vereyim. Emniyet 1999’da Kütçe TV’nin yararlı olacağını düşünüyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.