Rahmetli Doktor Hikmet Kıvılcımlı buralarda pek görülmeyen bir cesaretle Marx ve Engels’in çalışmalarına ek olabilecek bir çaba içine girmişti 1960’larda. Eklemek istediği ise Marx ve Engels’in inceledikleri “sosyal devrimler”den önce tarihin akışını “tarihsel devrimlerin” biçimlemiş olduğu düşüncesiydi.
Yani sınıfların oluşmadığı, toplumların aşiretler halinde yaşadığı dönemlerde de toplumsal değişimler yaşanmış ve bu toplumsal değişimlerin motoru “sınıf savaşları” değil, “barbarlar ve medeniler” arasında gerçekleşen savaşlar olmuştu.
Doktorun derdi esas olarak Marx ve Engels’e bir katkı yapmak değildi bence. Asıl derdi başta Türkiye olmak üzere, tüm Doğu toplumlarının Batı’dan farklarının temelleri üzerine düşünmek buradan değişimin bu toplumlara özgü yanlarını keşfetmekti.
Kıvılcımlı bu yolda inanılmaz işler yaptı. İslam’ı ve Osmanlı’yı ve hatta Kürtleri anlamaya yönelik ciltlerce kitap yazdı, üstelik de çoğu hapishane koşullarında. En önemli kaynağı da hep İbni Haldun, Marx ve Engels oldu.
Her neyse benim de buradaki derdim Kıvılcımlı’nın hayatı ve eserleri üzerine yazmak değil. Ama son günlerde, özellikle seçimden sonra AKP’nin yaptıklarını bir çeşit devrim olarak niteleyenlerin sayısı arttıkça benim de aklıma Doktor’un yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığım düşünceleri geliyor. Eğer bu bir devrimse nasıl bir devrimdi diye.
Eğer bu bir tür devrimse arkasında “sınıflar” mı var, yoksa günümüzün “barbarları ve medenileri” arasında mı geçiyor? Yoksa her iki tür güç de işin içinde mi?
Burada Kıvılcımlı’yı okumamış olanlara, yazdıklarımı takip edebilmelerini kolaylaştırmak için küçük bir açıklama yapmam gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.