Dün Sivas Madımak’ta 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın anma günüydü. Geriye dönüp baktığımda birçok kişi gibi ben de bu olayın nasıl gerçekleştiğini ve neden önlenemediğini hâlâ anlamakta zorlanıyorum.
Anlamakta zorlanıyorum çünkü olaylar olurken onca asker ve polis gücünün olaylara seyirci kalmasını, müdahil olmamasını anlamak nasıl mümkün olabilir ki?
Anlaşılır gibi gelmiyor ama eğer o günün Pir Sultan Abdal Derneği’nin düzenlediği bir gün olduğunu...
Bu derneğin de Alevilerin bir derneği olduğunu...
Maraş ve Çorum katliamlarında ölenlerin de çoğunun Alevi olduğunu...
Sivas’ın, ve yanıbaşındaki Tunceli’nin, yani Dersim’in Alevilerin çoğunlukta olduğu şehirler olduğunu...
Özellikle de Dersim’in Cumhuriyet’in ilk günlerinden beri devlet tarafından “ıslah” edilmesi gereken bir şehir olarak görüldüğünü...
Bu nedenle de devletin bu ıslah için yalnızca “Dersim”e özgü bir kanun çıkardığını (1935)...
Bu “ıslah” sırasında da devletin bir katliamı bile göze alabildiğini (1938)... (*)
Bütün bunları dikkate alırsanız bu anlamsız ve mutlaka engellenebilecek günün neden engellenemediğini de az çok anlarsınız.
Anlaşılması zor gibi görünen bu olayın arkasında Türkiye’nin Alevi sorunu dediğimiz sorunu yatıyor. Alevi sorunu, yalnızca bir “farklı inanç” sorunu olmayıp Kürt sorunuyla da içiçe geçmiş bir sorun. O nedenle de çetrefil.
Tabii her iki sorun da Cumhuriyet öncesine dek gidiyor gitmesine ama bir ulus-devlet kuruluşu sırasında çözülmesi gerekirken çözülmeyip günümüze dek varmış olmaları en önemli özellikleri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.