“AKP, gerilettiği vesayet rejimi yerine gerçekten herkes için yeni bir başlangıç anlamına gelecek daha özgürlükçü kural ve kurumların olduğu yeni bir rejim mi yaratacak, yoksa vesayet rejiminin baskıcı kurum ve kurallarını yenileyerek bu rejimin bir tür rönesansını mı gerçekleştirecek” diye sormuştum geçen hafta.
Benzer soruların başka köşelerde de sorulduğunu görünce o zaman, neden sanki Türkiye bir yol ayrımındaymış da ülkeyi yöneten AKP de hangi yöne gideceğini bilmiyormuş gibi bir izlenim var ortada sorusu özel bir önem kazanıyor bence. Öyle ya şunun şurasında AKP iktidarının yeni dönemi başlayalı beş ay bile olmadı. Bu soruları neden soruyoruz ki?
Soruyoruz çünkü son günlerde AKP, seksen küsur yıllık bir rejimi geriletme başarısına rağmen, bu rejimin yerine ne koyacağını tam olarak bilmiyor izlenimi veren işler yapıyor –en azından bazılarımıza göre bu böyle! O zaman da benim yazımın başında sorduğum gibi daha ileri bir demokrasiye mi doğru gideceğiz yoksa daha otoriter bir demokrasiye mi diye bir soru akla geliyor. Tabii burada seçimle elde edilen gücün toplumun dinamikleriyle daha da yoğunlaşıyor olması da bu tür soruları sorduran etkenlerden biri.
Yüzde 50 oyun açtığı yolun nasıl bir güç değişimine neden olduğunu anlamak için medyada olan bitenlere bakmak sanırım yeterli. Yeterli dememin nedeni, medyanın kendi başına bu değişimi yansıtabilecek bir sektör olmasından dolayı değil, medyanın bir zamanların egemen şirketler dünyasının en önemli holdinglerinin şirketlerinden oluşan bir sektör olmasından dolayı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.