Zaman zaman yazıyorum serbest piyasa ile parlamenter demokrasi arasında yakın bir ilişki olduğuna dair görüşler üzerine. Bu görüşler daha çok her iki kavrama da sonsuz inançları olan kişilerin görüşleri kuşkusuz. Daha çok “liberal iktisat ekolleri”ne bağlı iktisatçılar bunlar. Demek istiyorlar ki, nasıl piyasada hangi malların üretileceğine tüketiciler onu ya da bunu alma kararını verdiklerinde onun ya da bunun üreticilerine ürettikleri malları beğendiklerini ve üretimlerine devam etmelerini söylemiş oluyorlarsa, tıpkı onun gibi vatandaşlar olarak toplum da sandığa gidip oy vererek kendilerinin kimler tarafından (hangi siyasi parti tarafından?) yönetileceğine karar vermiş oluyor. Yani iki sistem arasında bir fark olmadığı gibi her iki sistem de birbirlerinin üzerine tam olarak oturuyor.
İsterseniz siz bizdeki durumun vahametini, tersten gidip, siyasette hangi koşullarda seçim yaptığımızı dikkate alarak, Genel başkanların bizler adına bizlerin “temsilcilerini”(!) nasıl seçtiklerini düşünerek bizdeki serbest piyasanın da ne menem bir piyasa olduğuna siz karar verin.
Ama doğrusu sorun burada değil. Her iki sistemin de kendi içindeki sapmalardan dolayı ortaya çıkan sorunlar daha tali sorunlar. Asıl sorun her iki sistemin “mükemmel” çalıştığı koşullarda bile sorun üretmeye devam edecek olduğu gerçeğidir. Bir başka deyişle serbest piyasa “mükemmel” çalışsa ve en etkin ekonomik sonuçları üretse bile değil mi ki alınan kararlar küçük bir işveren sınıfının kararları olmaya devam ediyor böyle bir sistemin “ekonomik olarak etkin” olsa bile “sosyal olarak etkin” olma şansı yoktur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.