Neden bizim “devlet”le olan her ilişkimizde “bu devlet değişmez” duygusu alıyoruz ki? Üstelik bu duygu bireysel bir duygu da değil. Neredeyse bütün toplumun paylaştığı bir duygu bu. Acaba neden?
Böyle bir soruyu sorunca başka sorular da arkasından geliyor kuşkusuz. Benzer biçimde devletin değişmezliğinin yarattığı sayısız örnekler geliyor insanın aklına. En son örneği ise Hrant Dink davası. Hemen hemen her taşın altında “terör örgütü” arayan bu devlet Hrant Dink davasında yalnızca bir iki serseri genç buluverdi. Olay kapanmış, devletin gücü de perçinlenmiş gibi oldu yeniden ve sonsuza dek. Sanki...
Bu topraklardaki “istibdat”ın sınırı yok. O nedenle de bu topraklarda şiddetli bir “adalet talebi” her daim gündemde. Adalet talebinin bu denli güçlü olması aslında tersten bakarsak zorbalığın da aynı derecede güçlü olduğunun kanıtı.
Fransız devrimini kendilerine örnek almış “Jön Türkler”, “1908 Meşrutiyet devrimini”, onlar gibi, “Hürriyet, musavvat, uhuvvet”, yani “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganlarıyla sokaklarda haykırırlarken başına bir de “Adalet”i koymak zorunda hissetmişlerdi kendilerini. “Adaletin” oraya konması bile bu ülkenin devlet yönetiminin zorba ve adaletten nasibini almamış bir devlet olduğunun en açık kanıtlarından biriydi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.