Çıplak gözle olanlara baktığımızda hâlâ toplum olamamış bir toplum olduğumuzu görmemek mümkün değil. Başlangıçta nasıl bir toplumsak hâlâ öyle bir toplum olmaya devam ediyoruz. Bölük bölük farklılıkları olduğu halde iktidardaki “Cumhuriyetçi” (isterseniz Kemalist diyelim) kadroların tanımladığı “milliyetçi” bir şemsiye altında aynı coğrafyada yaşayan bir topluluk.
Bu çerçevede yakın zamanda tanık olduğumuz siyasi çatışmaya “Cumhuriyetçi” kimlikle “İslami” kimlik arasındaki bir kol güreşi olarak bakabiliriz. Sonuçta bu güreşi İslami kimliğin kazandığını ya da kazanmakta olduğunu söylemek mümkün ama buradan gerçek anlamda demokratik bir topluma evrilebileceğimizi iddia etmek çok zor.
Bir başka deyişle toplum, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana kendi “kimlik”leri etrafında yaşayan bir topluluklar topluluğu olduğu için buradaki siyaset de her zaman “kimlik”ler üzerinden yapılan bir faaliyet olmuş. Bu nedenle de bizde sınıflar üzerinden bir siyaset neredeyse hiç olmadı. Hemen hemen bütün partiler “Atatürkçü” partiler olmak durumunda oldukları için de hiçbir parti net olarak ne işverenlerin ve ne de işçilerin partisi olabildi, kimliklerini ise ancak semboller düzeyinde kullanabildi vs.
Ama dönem değişti. Küreselleşmenin yarattığı hengâmede ekonomik yapılar gibi siyasi yapılar da değişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.