Bir tek partinin, seçimlerde toplumun yarısının oyunu almış olmasının yanısıra, toplumda iş dünyasının, medyanın ve aydınların üzerinde önemli bir etkiye sahip olması da demokrasilerde bir tür krize işaret etmez mi? Bence eder.
Eder çünkü bu durum insana bir tür alternatifsizlik duygusu verir. İktidardaki partinin icraatlarından memnun olmamanın etkisini sıfırlar. Yani sizin ne düşündüğünüzün, ne söylediğinizin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Böylelikle “çoğunluğun” esiri olur çıkarsınız.
O nedenle de demokrasi “mutlak” ve “mükemmel” bir sistem olamaz. Güç ilişkilerini, tartışmaları ve çatışmaları içerir ve bu özelliği olmaksızın da gerçek toplumsal olanla uyuşmaz.
Demokrasinin bir çeşit “çekişmeli” bir rejim olması, iktidarın karşısında bir muhalefetin olmasını gerektirir. Daha doğrusu siyasetin “merkezi”nde bir “uzlaşma” olsa da, muhalefetin bu uzlaşmaya meydan okuması ve böylelikle toplumu ve iktidarı etkilemesi demokrasilerin olmazsa olmazlarından biri.
Bu çerçeveden baktığımızda bizim demokrasimizin bir tür kriz halinde olduğunu söylememin nedeni yalnızca iktidar karşısında onun icraatlarını dengeleyecek bir etkin muhalefetin olmaması değil, bizim iktidarımızın da iktidar olmayı anlayış biçiminin sorunlu olmasından dolayı.
İktidardan gidersek, Başbakan’ın çeşitli konuşmalarından anlaşılan Başbakan için iktidar olmak bir çeşit tüm toplumun onayını almış olmak anlamına geliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.