Seçimde AKP’ye oy vermemiş kesimlerde AKP’nin yüzde 50 oy alarak iktidara gelmiş olması, AKP’nin “kendi devletini” ve dolayısıyla da “kendi rejimini” yaratacağı düşüncesini güçlendirmişti. Kemalist rejimin geriletilmesiyle açılan siyasi alanın daha demokratik bir rejimle değil de daha otoriter bir rejimle doldurulacağı düşüncesi seçim mağlubu bu kesimler bakımından doğal sayılabilirdi.
AKP’ye oy vermemiş olmakla birlikte onun kemalist rejimi geriletmesinden giderek daha demokratik bir Türkiye yönünde adımlar atacağına dair umutlananlar da yok değildi. Nitekim seçimin hemen ertesinde, özellikle BDP’nin Blok oluşumuyla birlikte başarılı bir sonuç almış olmasının da katkısıyla bu yöndeki umutlar da bir anda artmıştı. Kürt sorunun çözüleceği, kemalist devletçi rejimin daha da geriletileceği, yeni bir anayasanın, üstelik de katılımcı bir biçimde yapılacağı ve aslında kadim diğer sosyal sorunlarımızın da çözülerek “normal” “demokratik” bir ülke olacağımız düşüncesi demokrat bütün insanları heyecanlandırmıştı.
Ama olmadı. AKP iktidara geldikten sonra ne yapacağını bilen bir tavır sergilemedi. Özellikle Kürt meselesindeki ikircikli ve net olmayan tutumu PKK şiddetini davet edince (bu cümleyi tersten kurarak, “PKK şiddeti, hükümeti ikircikli ve net olmayan bir tutuma itti” deseniz de kabulümdür) şu anda içinde bulunduğumuz karamsar tablo oluştu.
Bu tablonun ardında KCK operasyonlarının devam etmesi ve son olarak geniş bir demokrat kesimin gözünde değerli üç kişinin tutuklanmaları (B.
Yazının devamını okumak için tıklayın.