İnsanın bizim gibi bir ülkeye bakıp da “radikal” olmaması pek mümkün değil galiba. Herkesin bildiği sorunların “çözülmesi” yerine “idare edilmesi”nin devlet ve hükümetler katında yaygınlığı hemen her konuda “radikal” olmayı da meşrulaştırıyor bence.
Meşrulaştırıyor çünkü bu ülkeyi her daim yönetenler, sorunların çözümünden çok “idaresinde” uzman olmuşlar gibi, görünen bu. Yani karşılaştıklarında hep “yap idare!” diyerek sorunları aşmışlar, onları çözerek değil. Ama öte yandan “sorunlar”, sorunlar. Bir yere gitmiyorlar. Ve üstelik de neredeyse tüm toplum tarafından görülüyorlar.
O nedenle de devlet-toplum yapılanmasının bu halinin, toplumun hareketlerine yansımasa da düşünce altyapısında “radikalizme” yönelik bir sempatinin oluşmasına yol açtığını söylemek sanırım çok yanlış olmaz.
Bu ruh halini destekleyen sayısız örnek bulmak mümkün. Yalnızca son günlerde olanlara bir bakalım. Başbakan’ın “Dersim”le ilgili konuşması ve bir çeşit özür dilemesi konusuna.
Başbakan’ın bu adımının toplumun geçmişiyle hasaplaşmaya başlaması yönünde önemli bir adım olduğu açık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.