Çok belirgin olmasa da önümüzdeki dönemde sol bir siyasetin yelkenlerinin şişmekte olduğunu söylemek mümkün. Siyaseten “sağda” yer alan DYP ve ANAP’tan yeni bir DP çıkarma girişiminin bile bir zamanlar adları “sol”da kayıtlı siyasetçilerin peşine düşmesi bunun bir işareti. Ya da AKP’den ayrılıp parti kuran Abdüllatif Şener’in Nâzım Hikmet sevgisi aynı zamanda sola selam değilse, ne ki? Ya da Numan Kurtulmuş’un kapitalizm eleştirisiyle AKP’yle yarışması...
Solun yelkenlerini şişiren rüzgârların farklı kaynakları var bu ülkede. En önemlisi de topluma yukarıdan bir kimlik giydirmeye çalışan ceberut bir devlet anlayışı ve yapılanmasının giderek görünür olması. Kimileri gülse de, dalga da geçse Ergenekon davası aslında sonuçlanmadan sonuçlandı ve daha şimdiden devletin bu yüzünü ve bu anlayışını toplumun nezdinde mahkûm etti.
Ergenekon davası, başka nedenleri olsa da toplumun en mağdur ve en geniş kesimleri olan Müslümanların, Kürtlerin ve Alevilerin tarihsel haklılıklarını ortaya çıkaran ve aynı zamanda onların yeniden siyasallaşmalarına neden olan çok önemli bir gelişme bence.
Yani kendi yaşadıklarının yaşamaları gereken olmadığının herkesçe de kabul edilmesi bir yandan kimlik içi bir özgüven yaratırken bir yandan da onları sol ve özgürlükçü bir siyaset arayışına yöneltiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.