Bir okuyucum “Van’a gönderilen bazı kolilerin içinde bayrak, taş, hatta kirli iç çamaşırlar çıkıyormuş. Doğruysa bu sadece insanlığın ölmesiyle de izah edilemez” diyor üzüntü ve şaşkınlıkla.
Doğrusu okuyucumun bu satırlarını okuyunca bu toplumda ırkçılık hastalığına yakalandığını düşündüğüm, bildiğim ve gözlemlediğim bir kesimin hastalığının boyutları karşısında şaşırdım. Bu kadar kin ve nefrete varmış olabilirler mi diye.
Ama oluyor. Bu ülkede Kürtleri de, başörtülüleri de, Alevileri de, eşcinselleri de görmek istemeyen bir kesimin varlığı yeni değil. Yeni olan bu duygularını bir afet sırasında da saklayamayacak kadar hastalanmış olmaları. Bu hikâye bunu anlatmakta.
Ama toplum da bunlardan ibaret değil. Bu felakette toplumun geneli tam da bu topluma yakışır biçimde davrandı, davranıyor. Çoğunluğu Kürt olan bir toplum kesimini bağrına basıyor. Görülen bu. Bunun da şaşırtıcı bir durum olmadığını düşünüyorum ben. Çünkü bu toplumda hâlâ birlikte yaşama iradesi yüksek. Bütün bu ölümlere rağmen bu böyle...
Bu afet bu sorunu çözecek bir işleve bürünür mü bunu bilmiyoruz. Ama bizi çözüme yaklaştıracak bir olay olması muhtemel. Bütün, Devlet Bahçeli’nin “soysuzlar” diye tanımladığı ırkçı-milliyetçi kesimlere rağmen Türkiye benzer dünya deneyimlerinden kendini farklılaştırıp yeni ve barışçı bir yaklaşım ortaya koyabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.