Bireysel bir hikâyeden gidelim. Herkesin hayatında bazı önemli kararlar alması gerektiği zamanlar vardır. Bu kararlar öyle sinemaya mı gitsem, yüzmeye mi gitsem gibi kararlar değildirler. Daha önemlidirler. Birisiyle evlenmek gibi. Bir işi başka bir işe tercih etmek gibi. Yatırım yapmak gibi. Bir başka şehre ya da başka bir ülkeye taşınmak gibi. Bunlar deyim yerindeyse daha stratejik ve hayatımızı belirleyen kararlardır.
Tabii bu tür kararları verebilmek her şeyden önce bu tür kararları verebilmek için gerekli kaynaklara, daha net söyleyelim gerekli “varlığa”, daha da net söyleyecek olursak yeterli “paraya” sahip olmakla mümkündür. Eğer yeterli paraya sahip değilseniz açıkçası ve basitçesi o kararı alamazsınız. Yani hayatınız için çok önemli olsa da yeterli kaynağa sahip olamamak o kararı almanızı önler.
İşte serbest piyasa düzeninin zırt dediği yer de burasıdır. Çünkü hiç bir toplumda hiçbir zaman bir “sıfır noktası” olmadığından, yani insanlar arasında her zaman bir eşitsizlik olduğundan, serbest piyasa düzeni kaynakları olanların yani “varlıklı” olanların kendi hayatlarını belirleyebilecek stratejik kararları alabildikleri, diğerlerinin ise bu kararları alamadıkları dolayısıyla hayatlarına sahip çıkamadıkları bir düzen anlamına gelir.
Dolayısıyla serbest piyasa taraftarlarının serbest piyasanın tüm toplumun çıkarlarını ençoklaştıran bir düzen olduğu iddiası doğru bir iddia değildir. Çünkü bu düzen yapısal olarak tüm toplumun hayatını etkileyecek kararları “varlıklı” piyasa elitlerinin aldığı bir düzendir. Karar alanlar daima kendi çıkarlarına uygun karar alacaklarına göre, piyasanın bu elit kesimleri de kendi çıkarlarına uygun kararlar alırlar ve piyasa düzeni iddia edildiğinin aksine kamusal çıkarları değil bu piyasa elitlerinin çıkarlarının öne çıktığı bir düzen anlamına gelir.
İnsanlar arasında eşitsizliğin eşitsizlik ve çatışma ürettiği bir toplum solun hayalinde olabilecek bir toplum değildir. O nedenle de sol, bireysel çıkarların kamusal çıkarlara öncelikli gelen varolan dengesini değiştirmeyi, herkesin kendisi için “stratejik” olan kararları alabilmesi için kamusal çıkarlarla bireysel çıkarlar arasında yeni dengeler aramayı ve bulmayı amaçlar.
Bu amacı gerçekleştirmek için yapılabilecek şeyler arasında sanırım en önemlisi piyasa düzeninin dışladığı toplum kesimlerinin piyasanın alacağı kararlara katılımının sağlanmasıdır. Bu, aslında şirketlerin alacakları stratejik kararlara katılımdan tutun belirli bir yerelliğin kendi geleceği için alacağı kararlara, ya da sektörlere yönelik uygulanacak sanayi politikası kararlarına kadar birçok karar noktasında piyasa elitlerinin yanı sıra dışarıda kalan toplum kesimlerinin bu kararlara dahlini ima eden katılımcı demokrat bir yaklaşım olacaktır.
Önceki yazımda konu ettiğim solun eşitlik ve kalkınma hayallerinin küreselleşmenin getirdiği sınırlamalarla boşlukta kalmış olması böyle bir düşünceyi tartışmayı bence anlamlı kılıyor. Bugünün toplumları nasıl siyasi alanda katılımcı bir demokrasi talebini yükseltiyorsa aynı biçimde ekonomik alanda da böyle bir katılımcılığı talep ediyor. Dolayısıyla böylelikle toplumun geleceğini belirleyen kararlarda yalnızca piyasa elitlerinin talepleri değil tüm toplumun farklı çıkar kesimlerinin taleplerinin de katkısı sağlanmış olacağından ekonomik sistem gerçekten tüm toplumun çıkarlarını yansıtan bir sisteme dönüşmüş olacaktır.
İçinde bulunduğumuz ekonomik sistemin en temel özelliklerinden biri ulusal ya da uluslararası şirketlerin birleşme ve satın almalar yoluyla daha az sayıda insanın kontrolüne geçiyor olmasıdır. Daha az sayıda insanın daha çok sayıda insanın hayatını etkileyebilen kararlar alabiliyor olması, bir başka deyişle giderek daha çok sayıda insanın toplumun refahı için önemli olan kararlardan dışlanıyor oluşu sitemi de krizlere daha açık hale getirmiş oluyor. Kanaatimce küresel mali krizi bir de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Toplumun yalnızca siyasi kararlara değil aynı zamanda ekonomik kararlara katılmak istemesi önümüzdeki zamanın yükselen dalgası olacağı açık. Bu talepleri duyan ve onları siyasete taşıyanların sol hayaller peşinde koşanlar olması beklenir. Daha doğrusu bu onlara daha yakışır.
|