1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:21
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Erol Katırcıoğlu ARAYIŞ 25.06.2009
Erol Katırcıoğlu
Sol ve piyasa
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa Erol Katırcıoğlu - Sol ve piyasa
Erol Katırcıoğlu köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Küreselleşme, firmalar arası rekabeti yeryüzüne yaydıkça, düşük vergi koyabilen ülkelerin firmaları daha rekabetçi olacağından ulus devlet hükümetlerinin vergi tabanlarını da daraltıyor. Vergi tabanları daraldıkça da ulus devlet içinde “sosyal devlet” iddiasının altı boşalıyor. Her ne kadar bu hikâye bu kadar kısa değilse de soğuk savaştan bu yana neden özellikle sol ve sosyal demokrat siyasetlerin seslerinin azaldığını yeterince açıklıyor. Tony Blair ve Schröder’in “3. yol” siyasetlerinin seslerinin aynı dönemde yükselmiş olmasına ise aldırmayın. Onların bu soruna gerçek bir cevap olmadıkları biliniyor.

Dolayısıyla Sovyetlerle birlikte “planlama” perspektifi dağılmış olan “sol”un tutunacak dalı “sosyal devlet” kavramı iken küreselleşmenin önlenemez gidişi onu da ufuktan siliyor. O zaman da “sol”da, “Peki ama şimdi ne” diye sormak kaçınılmaz oluyor. Her şeye rağmen sağduyulu olmak gerekliliği “piyasayı” hemen reddetmeyi önlerken, aynı zamanda “ama” diyerek “devleti” hatırlamak da para etmiyor. Yeterince vergi toplayamayan bir devletin “sosyal devlet” olması artık o kadar mümkün değil. Bunu herkes biliyor ve anlıyor.

Bu sıkışmışlığa bir cevabı olmayan bazılarının ise, “sosyal demokrat”ların ikide bir “piyasaya” vurgu yapmasına sinirlendikleri anlaşılıyor. “İşte gördünüz mü, yine piyasa dediler. Bunlar aslında liberal, solcu falan değiller” diye söyleniyorlar. Son olarak Hüseyin Ergün’le Neşe Düzel’in Taraf’ta yaptığı mülakat da böyle bir tartışmaya yol açtı. Hüseyin Ergün’ün, sol ve darbelerle ilgili sözlerinin biraz çarpıtılmasında bir sakınca görmeyen bu kişiler bu görüşlerini, Ergün’ün “piyasa” konusundaki görüşlerine yedirerek kendilerine göre yeni bir eleştiri düzlemi yarattılar. Ve hemen salvolara başladılar. Durmayacakları da belli.

Peki ama bu soruya gerçekten bir cevap var mı? Yani “sol”un nasıl bir ekonomi hayali var? Doğrusu ülkede tabu olup da konuşulmayan o kadar konu var ki bu da onlardan biri. Ama öyle anlaşılıyor ki bizde kendini solda tanımlayan bazıları için hâlâ “ekonomik planlama” temel bir ilke. Ekonomik planlama değilse de mutlaka “devlet” olmalı. Tabii “devlet” her daim “hâkim sınıfların” baskı aracı olduğuna göre bu kastedilen devletin kendilerinin yöneteceği bir devlet olacağı ortada. Ama bu devletin nasıl kendilerinin yöneteceği bir devlet olacağı ise belirsiz. Tabii ki bazılarının böyle düşünmeye devam etmelerinde bir sakınca yok. Ama koca bir “Sovyet” deneyiminin başarısızlığının yaşandığı bir dünyada bu görüşlerin bir kıymeti harbiyesinin kalmadığı da ortada.

Her ne kadar Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla bütün dünya “piyasayı” kabullenip onun ilkeleriyle ekonomilerini sürdürmeye çalışıyorsa da hemen herkes biliyor ki piyasanın kabulü ve uygulanması her toplumun sorunlarını çözmek için yeterli değil. Üstelik böyle bir bilginin kaynağı, içinde yaşadığımız küresel kriz bile değil. Her ülke deneyimi açıkça gösteriyor ki; serbest piyasanın serbest olması, kalkınma sorunları olan ülkelerde sorunların çözümünü sağlamıyor. Her ne kadar İMF, Dünya Bankası ve AB gibi kurumlar, kalkınmak için “serbest” çalışan bir piyasa ekonomisi gerekiyor diyorlarsa da serbest çalışan bir piyasa ekonomisini kurabilmek için kalkınma sorunlarını nasıl çözeceğimizi bize söyleyemiyorlar.

Dolayısıyla bugünün dünyasında solun kalkınma ve daha eşitlikçi gelir dağılımı gibi hayallerini gerçekleştirmede “serbest piyasa” kendi başına elverişli bir mekanizma değil. O nedenle de başka yollar bulmak gerekiyor. Bu yalnızca “piyasa” mekanizmasının kalkınma gibi bir sorunu çözmede yetersiz kaldığı gerçeği nedeniyle değil, aynı zamanda piyasa mekanizmasının toplumun kendi ekonomik geleceğini kendisinin belirleyebilmesi için kullanılabileceği uygun bir araç olmamasıyla da ilgili.

Çünkü piyasa mekanizması esasında kendi amaçlarının peşinde koşan çıkar gruplarının çıkarlarını ençoklaştıran bir mekanizmadır, tüm toplumun değil. O nedenle de en etkin biçimde çalıştığında bile toplumdaki belirli gruplar için bunu yapmış olur. Oysa kamunun yani tüm toplumun çıkarları ekonomik süreçlerden etkilenen tüm insanların katılımını ima eder. Bu nedenle de piyasa mekanizmasının kamusal yararı ençoklaştırdığını söylemek doğru olmaz. Çünkü açıktır ki “Karar alanlar kendi çıkarlarına uygun karar alırlar” ve piyasa mekanizması tüm toplumun değil ancak toplumun belirli çıkar gruplarının kararlarda etkin olduğu bir mekanizma olduğundan onların çıkarlarına uygun kararlar üretir.

Buradan “sol”un hayallerinin “piyasa mekanizmasıyla” sınırlı olmadığı, daha fazla kalkınma ve daha fazla eşitlik ideallerinin ancak toplumun da bu kararlarda dahlinin olduğu yeni bir ekonomi hayalinden geçtiğini söylemek mümkün. Bu anlayışın ise “daha fazla demokrasi” hayaliyle ilişkili olduğu sanırım yeterince açık. Konuya devam edeceğim.

 

Diğer Erol Katırcıoğlu Makaleleri:
  1. Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz - 02.09.2010
  2. Cumhuriyet projesinin geldiği yer - 28.08.2010
  3. Ceberut devlet mi sivil siyaset mi - 26.08.2010
  4. İpin gerilmesi ruhlarımızı bozuyor - 21.08.2010
  5. Bitaraf-bertaraf polemiği - 19.08.2010
  6. CHP, Sol siyaset ve referandum - 14.08.2010
  7. Siyasetin seviyesini düşürmek - 12.08.2010
  8. YAŞ’tan referanduma - 07.08.2010
  9. Değişim, AKP ve Sol - 05.08.2010
  10. Göstermelik demokrasi, baraj ve PKK - 31.07.2010
  11. Sol’un referandumla imtihanı - 29.07.2010
  12. Sol neye karşı; düzenin güçlerine mi, AKP’ye mi - 24.07.2010
  13. Evet! rejimi tartışıyoruz anayasayı değil - 22.07.2010
  14. Kılıçdaroğlu’nun önerileri üzerine - 17.07.2010
  15. TÜSİAD’ın tavrı - 15.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Sol ve piyasa - Erol Katırcıoğlu
03.09.2010 05:21:03