Doğrusu büyük kitlelerin neyi nasıl düşündüğü konusu toplum bilimleriyle uğraşanlar açısından çok çekici bir konudur. Özellikle sosyolojinin Anglosakson ülkelerdeki “istatistiksel” yöneliminin de böyle bir nedeni vardır. Kamuoyu yoklamaları, anketler ve bir dizi benzer araçla toplumun belirli bir konuda ne düşündüğü ya da nasıl düşünmeye eğilimli olduğu anlaşılmaya çalışılır.
Ne var ki bu türden “niceliksel” tesbitlerin, en azından günümüzde, toplumun nasıl düşündüğünden çok toplumun nasıl düşünmesi gerektiği gibi bir amaç için yapılır hale gelmiş olması bu yaklaşımı da sorunlu hale getirmiştir. (Tabi bunları bütün bu türden çalışmalar için söylemediğimi de belirtmeliyim).
Bir diğer yaklaşım “niteliksel” olarak adlandırılan yaklaşımdır. Bu yaklaşım daha çok soyuttur ve araştırmacının sorguladığı davranış nedenleri konusundaki gözlemlerinden yola çıkan bir anlama çabasıdır. Burada özellikle toplumu sarsıcı olaylar karşısında toplumun davranışıyla toplumun beklenen davranışı arasındaki ilişkiyi “açıklayıcı” olarak kullanmak niteliksel bir sorgulama açısından etkili bir yol olabilir.
Örneğin bir deprem karşısında toplumun depremden etkilenmiş insanlara ne ölçüde yardım edip etmediğine ilişkin gözlem toplumun ne ölçüde yardımseverce davrandığının bir işareti olarak kabul edilebilir vs. Nitekim 1999’daki Marmara Bölgesi’ndeki büyük depremde Yunan halkının Türklere yardım etme gayretinin o günlerde Yunan halkıyla Türk halkının sanıldığının aksine birbirlerine karşı düşmanca duygulara sahip olmadıklarının bir işareti olarak kabul görmüştü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.