Bunlar sonsuza kadar kapatıldığı düşünülen sandığın kapatılırken ucundan sarkmış kumaş parçaları. Sandığın içinde ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz ama sarkan kumaş parçalarının ne olduğunu gördüğümüzden içindekileri de hayal etmemiz zor değil.
Ayhan Çarkın’ın bizim gazeteye anlattıklarından söz ediyorum. Üstelik de tam Başbakan Erdoğan’ın “Dersim” mevzuunu açtığı günlerde Çarkın da başka bir Dersim’i işaret etti bizlere.
Dersim, yeni kurulmuş devletin kurduğu düzene “asabiyetleri” gereği uymayan bir topluluğun devlet tarafından nasıl yok edilmeye çalışıldığının acılı hikâyesidir. Ayhan Çarkın’ın anlattığı hikâye ise farklılıklarını yaşamak isteyen Kürtlerin nasıl bastırılmaya çalışıldığının.
Bu acılı hikâyelerden Dersim’le ilgili son okuduğum yazı yine bizim gazetenin “Her taraf”ında dün yayımlanan Suna Aktaş’ın “Öyle bir tufandı ki herkesi kırdılar” adlı gerçek tanıklıklar içeren yazısıydı.
İnsan bu yazıyı okurken Dersim’le ilgili anlatılan zulümle, Ayhan Çarkın’ın anlattığı, bu zulümden 60 yıl sonra gerçekleşmiş zulüm arasında çok da fark olmadığını, daha doğrusu “zulümlerin” de “gerekçelerinin” de benzer olduklarını anlıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.