
Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’a gelen iki ünlü Fransız şehircisi, Henri Prost ile Le Corbusier namıyla bilinen Charles-Edouard Jeanneret’nin şehrin imarıyla ilgili birbirine zıt görüşleri vardı. Le Corbusier, İstanbul’daki, Doğulu, ahşap, mistik, bol ağaçlı yapıya övgüler düzerken Atatürk’ün davetiyle 1935 yılında İstanbul’a gelen ve bugün İstanbul’un günah keçisi haline getirilen Henri Prost tarihî yapıyı koruyarak şehrin ihtiyaçlarını karşılamanın yollarını aramıştı.
Le Corbusier’nin Atatürk’e yazdığı ve içeriği pek bilinmeyen mektupta, modern mimarinin kurucusu bir mimar olarak İstanbul’a yeni hiçbir şey yapılmamasını, var olanların korunmasını önerdiği rivayet edilir. Le Corbuiser’nin bir “pürist” ve “oryantalist” olarak gördüğü İstanbul’la ilgili, o dönem pek çok Batılı tarafından tekrarlanarak klişe haline gelen betimlemeleri ansiklopedilerde kaldı. Prost’un İstanbul için hazırladığı ve yalnızca yüzde 40’ı hayata geçirilen imar planı ise hâlâ yaşıyor.
Prost’un planı İstanbul’daki bazı olumsuzlukların sorumlusu olarak gösterilse de şehrin tarihi merkezlerinin korunmasında, bugün silueti bozduğu için çok tartışılan yüksek binalara tarihi yarımada çevresinde izin verilmemesi konusunda çok önemli katkıları oldu.
Le Corbuiser ve Prost’un resmettiği iki İstanbul, şehrin geleceğiyle ilgili tartışmalarda oluşan tarafların fikrî altyapısını oluşturuyor. İstanbul’da “inşaata endeksli pür-liberal şehircilik” ile (Prost’u bu görüşle eşleştirmek pek mümkün olmasa da...) bugün sol tarafından temsil edilen, “bırakın olduğu gibi kalsın” anlayışı son olarak Haliç’e yapılan metro köprüsünde karşı karşıya geldi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.