Yeni Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın çeşitli vesilelerle yaptıkları konuşmalar demokrat kalemlerce eleştiri yağmuruna tutuldu. Gerçekten de “yaşam tarzının oluşumunda dinî düşüncelere ağırlık verilmesini” bir huzursuzluk vesilesi olarak gören, dindar insanların ekonomide etkisinin artmasını endişe verici bir gelişme olarak kaydeden yüksek rütbeli askerlerin varlığı, ordunun gerçek işlevi hakkında da haklı tereddütler uyandırmakta. Çünkü yeni Genelkurmay Başkanı’nın hayata bakışını yansıttığını anladığımız “ulus-devlet, üniter devlet, laik devlet” üçlemesindeki ‘ulus’ kelimesi kendilerini belirli bir kimlikle adlandıran tüm toplumu ima eder. Diğer bir deyişle en olumlu yorumuyla ‘ulus’, askerlerin tanımladığı bir şey değil, askerlerin parçası olduğu ve tarihsel süreç içerisinde sürekli yeniden tanımlanan bir alaşımdır.
Oysa söz konusu üçleme ‘ulusu’ daraltıp, askerî hayale uygun hale getirmeye çalışıyor. Üniterlik ve laiklik ölçütleri gerçekte ulusun sadece etnik Türkler’den ve dindar olmayanlardan oluştuğunu ima ediyor. Ne var ki askerler öyle istiyor diye Türkiye halkının değişecek hali yok. Toplumda zamanın ruhuna uygun olarak farklılıklarını öne çıkaran bir çeşitlenme yaşanıyor ama aynı zamanda da birlikteliğin yeni bir hamuru yaratılıyor. Anlaşılan askerler toplumun bu gidişatından memnun değiller ama ellerinden de bir şey gelmiyor... O nedenle de sürekli olarak, artık sadece bilgisiz bir laik azınlığın anlamlı bulduğu ‘teyakkuz’ mesajları veriyorlar.
Kara Kuvvetleri Komutanı’nın tehlikeyi bir ‘post modern yuvalanma’ olarak tanımlaması ve bunun “küresel güçler tarafından kurgulandığını” söylemesi, toplumsal değişimden ne denli uzak olduğunun ve basitçe söylenirse bu toplumu anlamadığının bir göstergesi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.