Memleketimizde ikide bir zuhur eden ve kendini aynen tekrarlayan konulardan biri CHP’nin ‘aslında’ solcu olmadığıdır. Gerçekten de bu tesbiti öne sürenler, CHP’nin aldığı tarihsel ve ideolojik tutumları sıralayarak bu partinin solcu olmadığını göstermişlerdir. Ama eğer böyleyse, bu konunun tekrar karşımıza çıkmasını ve CHP’nin solcu olmadığının yeniden kanıtlanması gereğini nasıl açıklayabiliriz? Demek ki ortada farklı ve değişmeyen bir başka etken var... Öyle ki CHP’yi ‘kendiliğinden’ solcu kılıyor ve siz aksini ne denli gösterseniz bile, o yine kendi mecrasına dönüyor.
Bu değişmeyen farklı etken Atatürk’ün kendisi ve Atatürkçülüktür... Çünkü bu ülkede Atatürk’ün kendisi de, ona atfedilen tutum ve tercihler de, garip bir çarpıtma ile ‘solculuk’ olarak adlandırılmıştır. Söz konusu bakışın yüzeyde bir geçerliliği tabii ki var. Ne de olsa imparatorluk bitmiş, yerine daha ‘ileri’ olduğu düşünülen bir devlet biçimi getirilirken, toplumsal hayat da dinin etkisinden çıkarılarak ‘çağdaşlaştırılmış’...
Ancak bunlar Atatürkçülüğü ‘solcu’ yapmıyor... Solculuk değişimi bir toplumsal kural olarak algılayan ve bu değişimi objektif koşulların iç dinamiğiyle bağlantılı kılan bir yaklaşım. Dahası bu objektif koşullar dünya sisteminin uzantısı olduğu için, solculuk yerele sıkıştırılamayacak bir evrensel değişimin öğretisi olarak biçimlenmiş bir bakış. Oysa Atatürkçülük, değişimi tek atımlık bir hamle olarak tasavvur eden, yeni bir statükoya ulaşıldığında onu korumayı hedefleyen ve bütün bunları ulusal yerelin içinde gerçekleştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım. Eski düzenlerin tarihsel ve çoğunlukla dışsal nedenlerle çöktüğü her ülkede, yeni rejimler sağcı oldular. Bunların ‘yeniliği’ solculuğu değil, yaratılan boşluğa el koymayı sağlayan bir ‘ihtilalci değiştirme’ mantığının siyasete hâkim olmasını ifade ediyordu. Nitekim Atatürkçülüğün hedefi de Osmanlı’nınkinden farklı olsa da, yine de bir tür ‘asr-ı saadetin’ yaratılmasından ibaretti. Gelişme anlayışı tümüyle nicelikseldi... Demiryollarının çoğalması, üretimin artması, kendi silahımızı yapmamızdı önemli olan. Ama üretim ‘ilişkileri’ meselesinde hiç değişmeyecek bir otoriter hiyerarşinin yerleştirilmesini ve halkın da homojen bir yığın olarak devlete hâkim olan elite biat etmesini hayal ediyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.