Bazı gazeteciler ve emekli komutanlar darbe planlarının gerçekliğini kuşku ile karşılayarak benzer muhakemeler yürütüyorlar. Söylenen şey iki temel argümana oturuyor. Birincisi yüz küsur kişiyle darbe planı yapılmayacağı ve 1. Ordu’daki malum toplantının jenerik senaryo üzerinde yapılan rutin bir çalışma olduğu. İkinci nokta ise, darbenin uygulanması aşamasında hayati işlevi olan EMASYA düzenlemesinin ancak valilerin isteği üzerine hayata geçebileceği, dolayısıyla askerin bu düzenlemeyi kendi amacına yönelik olarak kullanamayacağı...
Bu karşı görüşlerin yaratılmasında Balyoz’a karşı çıkan yazarların da payı var. Çünkü o toplantının darbeyi örgütlediği ve EMASYA’nın da askerin sivil idare üzerinde bir tahakküm oluşturduğu konusuna fazla hızlı bir biçimde gelindi. Oysa mesele ‘yaşanan gerçeklik’ ile ‘yaşanabilir gerçeklik’ arasındaki farklılıkta hayat buluyor. Darbe karşıtları konuyu tamamen ‘yaşanan gerçeklik’ temelinde sundukları zaman hata yapıyor ve darbe taraftarlarına ‘öyle bir şey yaşanmadı’ deme şansı vermiş oluyorlar. Evet, darbe yaşanmadı ama bunun nedeni yaşanmak istenmemesi değildi. Aksine darbenin yaşanabilir bir gerçekliğe dönüşebilmesi için çok şey yapıldı ve asıl suç olan da zaten bu...
Asker bu konularda tecrübeli... Her şeyin yasal olmasına ve görünüşte sivillerin sorumluluğunda kalmasına özen gösteriyor. Ancak ne hikmetse, hemen her zaman ‘zorunluluklar’ nedeniyle askerin hareket ve yetki alanının genişlemesi gerekiyor ve ordu sivil denetimin dışına çıkıyor. EMASYA bunun açık bir örneği... Emekli komutanların da iddia ettikleri üzere bu protokolün temel ilkelerinde valilerin inisiyatifi esas.
Yazının devamını okumak için tıklayın.