1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 11 Eylül 2010 Cumartesi 02:04
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM 19.09.2008
Etyen Mahçupyan
Demokrasi öncesi
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi Etyen Mahçupyan - Demokrasi öncesi
Etyen Mahçupyan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Yargının siyasallaşması dendiğinde normal bir demokraside anlaşılan şey, hükümetin ve güçlü siyasi partilerin yargıya müdahale etmeleri, kendi tercihleri yönünde karar çıkmasını sağlamalarıdır. Bu durum ekonomik ve sosyal hakların sınıfsal bir hiyerarşiyi ima ettiği bütün rejimlerde geçerli... Dolayısıyla sadece liberal demokrasilerin sorunu değil, ama bu tür demokrasilerde çokça karşımıza çıkan cinsten bir durum.

Bu değerlendirmede bariz bir asimetri bulunuyor... Yargının kendi işini yapmaya istekli olduğu, siyasilerin taleplerini davet eden bir tutum sergilemediği; asıl sorunun siyasetçilerden kaynaklandığı varsayılıyor. Aslında genel bir bakışla söz konusu tespit çok da yanlış değil... Gerçekten de Batı tipi yerleşik ve ‘olgun’ liberal demokrasilerde denetlenmesi gerekenin siyasi yapı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bürokrasinin ise siyasete mesafe almayı ve kendi kurumsal kültürünü koruyucu bir zırh gibi kullanmayı gelenekleştirdiği için daha ‘masum’ olduğu varsayılır.

Ama ya rejim yeterince ‘olgun’ bir demokrasiyi ima etmiyorsa? Bu durumda her ülkenin kendi tarihinden gelen siyasi kodlar ilişkilere egemen olur. Türkiye’de bu kodun en belirgin tarafı siyasetin niteliksel olarak iki kademeli olarak tasavvur edilmesi ve bürokrasinin daha ideolojik olan siyasi meselelerde bir aktör olarak tasarlanması... Buna göre seçilmiş sivil siyasetçilerin asıl hükümranlıkları ekonomik ve sosyal alandaki üretim ve paylaşımla sınırlı. Belki de tam bu nedenle birçok kişi için siyaset, müstakbel rant imkânları uğruna yapılan bir yatırımı ima ediyor ve nitekim siyasete girme hevesi de daha ziyade bu insanlarda ortaya çıkıyor.

Buna karşılık ideolojik tercihlerin belirleyici olduğu meselelerin ‘siyaseten’ siyasetçinin sorumluluk alanının dışında tutulduğunu görüyoruz. Bu konuların başında ise muhakkak ki Kürt meselesi geliyor... Bu bağlamda yaşananlar ve seslendirilen tercihler bir türlü normal siyasetin parçası olamıyor. Çünkü bu alanda resmî ideolojinin ilelebet sürmesi beklenen ve değişimden hiçbir şekilde etkilenmeyen bazı kabulleri var. Buna göre Kürtlerin kimliksel varlıkları son kertede Türkiye Cumhuriyeti için bir tehdit oluşturmakta. Dolayısıyla ya Kürtlerin asimile olmaları gerekiyor, ya da buralardan gitmeleri... Eşit vatandaşlık temeli üzerinde biçimlenen en masum istekler bile hemen siyasileşiyor, çünkü devlet Kürtleri ideolojik mercek altında ‘görüp’ tanımlıyor.

Bu değerlendirmenin doğal uzantısı, Kürt kimliğinin dahil olduğu her türlü düşünce ve eylemin devletin değişmez ilkesel bakışı içinde yanıtlanmasıdır. Ne var ki söz konusu işlev seçilmiş sivil siyasetçilere yüklenecek türden değildir... Çünkü onların hem ideolojik güvenilirlikleri az, hem de rant sistematiğinin sonucu olarak devlet çıkarını arka plana atan bir çizgi izleme ihtimalleri yüksek. Dolayısıyla Kürt meselesi asıl bürokrasinin tasarruf alanı içine girer ve devlet geleneğini taşımakta olan kurumlar bu özel konuları ele alırken aktif birer siyasi aktöre dönüşürler.

Nitekim Türkiye’de yargının asıl işlevi de bu... Devletin ‘özde’ ilgilenmediği sıradan birtakım ihtilaflarda yargı da, aynen Batıdaki hemcinsleri gibi davranabilir. Ancak devlet açısından kritik meselelerde, yargının resmî ideoloji doğrultusunda siyasete müdahale etmesi beklenir. Bu nedenle Türkiye’de ‘yargının siyasallaşması’ denen şey, siyasetçinin yargıya değil, aksine yargının siyasi alana müdahalesini ima eder. Nitekim söz konusu görev o denli hayatidir ki, yargının bizzat sivil siyasi aktörleri de sınırlaması beklenir...

Bugünlerde Kürt kimliğini merkeze alarak siyaset yapan kim bilir kaçıncı siyasi partinin kapatılması gündemde. Yargının bakışı, geleneği, zihniyeti ve kendisine yakıştırdığı görev anlayışı ise belli... Diğer bir deyişle yargının davranış kalıpları ‘özde’ hukuka bağımlı değil. Ortada ideolojik olarak belirlenmiş, sivil siyaseti ve toplumsal tercihleri kısıtlamaya imkân veren bir yasa dili var sadece.

Diğer taraftan toplumsal değişim, resmî ideolojiyi ve bizzat yargının tutumunu da eleştirel mercek altına almış durumda. Artık parti kapatmak o kadar kolay değil, çünkü her kapatma kararı yargının siyasete müdahale etme iradesini deşifre ediyor. Bürokrasinin ideolojik nedenlerle siyaseti tanımlaması, onaylamadığı talepleri öne çıkaran siyasi partileri kapatması, aslında bu ülkede hâlâ demokrasi öncesi bir durumu yaşadığımızı gösteriyor. Adına ne denirse densin günümüzde bu tür rejimlerin, tüm yargı sistemini şaibe altına sokan bir meşruiyet krizine doğru sürüklenmesi ise kaçınılmaz gözüküyor...

 

Diğer Etyen Mahçupyan Makaleleri:
  1. Son kerte soruları - 10.09.2010
  2. Kırılma - 08.09.2010
  3. Vatandaşlık referandumu - 05.09.2010
  4. Korku ve nefretin siyaseti - 03.09.2010
  5. İçimizdeki Ugandalılar - 01.09.2010
  6. Ahmaklar dünyası - 29.08.2010
  7. Ahmaklar evi (2) - 27.08.2010
  8. Ahmaklar evi (1) - 25.08.2010
  9. Evet ama yetmez - 22.08.2010
  10. Boykotçular - 20.08.2010
  11. Utangaçlar - 18.08.2010
  12. ‘Efendiler’ ve ‘taşralılar’ - 15.08.2010
  13. ‘Evet’çiler ve ‘Hayır’cılar - 13.08.2010
  14. Boynuz - 11.08.2010
  15. Tel gericileri ve seyirciler - 08.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Türkiye’nin bağımlı günleri geride kaldı
  Otuz yıllık bir utancın sonu
  Böyle okul olmaz olsun
  Vesayette çatlak oluşacak
  Genç bir gazetecinin olağanüstü macerası
  Clooney hem usta hem kiralık katil
  445 sterline Jimmy Page
  Önce Larry King sonra da Obama’yla konuşmak istiyor
  3D Jovovich’e ne dersiniz
  Macar sineması İstanbul’da
  Bayramda ne yapalım
  Aşk imkânsızlıklarla spor anlarla hatırlanır
  Devler adım adım finale
  Yarı finalin diğer adı ABD-Litvanya
  Aslan'da prova iyi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.09.2010
Evet
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 10.09.2010
Sivil darbe!
YA DA
Yasemin Çongar - 10.09.2010
‘Mâşeri vicdan müthiştir’
MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 10.09.2010
Son kerte soruları
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 10.09.2010
Raziye Demir’e saygı yazısı
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 10.09.2010
Bir politik muhalefet olarak İslam
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 10.09.2010
Biz, Halk: İlk adım?
SAATLER
Leyla İpekçi - 10.09.2010
Yeniden hayat...
JİYAN
Suzan Samancı - 10.09.2010
Daha daha nasılsınız?
SOLAÇIK
Melih Altınok - 10.09.2010
Bu kez başarabiliriz, evet!
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 10.09.2010
Zaman ayarlı baskın
PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 10.09.2010
Saçmalık
EKOL
Fikri Türkel - 10.09.2010
Ağzımızın tadı bozulmasın...
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 10.09.2010
Sevinelim mi, endişelenelim mi, anlayamadık
TERS KANAT
Dağhan Irak - 10.09.2010
Bir küçük hava boşluğundan umut sığar mı içeriye?
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Demokrasi öncesi - Etyen Mahçupyan
11.09.2010 02:04:34