Siyasetin bayram şekeri olarak merkez medyada sarmalanıp sunulan Kılıçdaroğlu/Fırat karşılaşması bu toprakların hiç de yabancısı olmadığı bir soruna gönderme yapmaktaydı. İktidarın dar bir kadro elinde kullanıma açıldığı, denetimden kaçtığı her durumda, o iktidar sahipleri ve yandaşları kendilerine ekonomik rant sağlamanın peşine düşerler. Bu epeyce risksiz bir yatırımdır, çünkü sahip olunan siyasi ilişkiler sayesinde hukuki dosyaların üzerinin kapatılması mümkün olur ve kazanç suistimali yapanın yanına kâr kalır.
Öte yandan bu devletin yönetme sistematiği zaten söz konusu suistimal düzenini beslemektedir. Askerî vesayet altındaki sivil iktidarların gerçek toplumsal meselelere ilişkin hareket alanı son derece sınırlı olduğu için, ‘siyaset’ de ekonomik çıkar üzerinden tanımlanmaktadır. Nitekim sınırı aşan, askerî vesayetin şu veya bu yönde dışına çıkmaya yeltenen iktidarlar zamanında aniden darbe koşullarının oluşması artık kanıksanmış bir gerçekliktir.
Bu nedenle Kılıçdaroğlu/Fırat karşılaşması hem gerçek bir soruna işaret etmekte, hem de bu sorunun ardındaki gerçekliği gizleme işlevine sahip. Olayı ‘ciddiye’ alanların muhtemelen büyük çoğunluğunun yolsuzluk eğiliminden hiç de uzak olmadıklarının sosyolojik bir gerçeklik olduğunu şimdilik bir kenara koyalım... Giderek magazinel hale getirilen bu çatışma sayesinde Türkiye’de siyasetin anlam ve işlevinin arka plana atılmaya çalışıldığını görmezden gelemeyiz.
Bu siyasetin en belirgin niteliği tüm gayretin denetim dışına kaçmaya hasredilmesidir. Çünkü denetimsiz kalan her alan maddi manevi menfaatlerin yeşermesine, paylaşılmasına ve dağıtılmasına olanak yaratır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.