Kürt meselesinde ‘Türk’ tarafının son dönemde en çok sığındığı argüman Kürtlerin ne istediklerini bilmediğiydi. TESEV’in geçen yıl kamuoyuna sunduğu raporlardan biri bu anlamsız tartışmayı sona erdirdi. Çok geniş bir yelpazeden Kürt fikir insanlarının ve temsiliyet gücü olan siyasilerin katıldığı çalışma sonucunda epeyce detaylı bir hak ve özgürlükler listesi ortaya çıktı. Bu yıl ise, çalışma alanı daraltılarak aynı talepler çerçevesinde yapılması gereken hukuki düzenlemeler gündeme getirildi. Medya doğal olarak işin teknik yanıyla, yani somut olarak hangi maddelerin nasıl değiştirilmesi gerektiği ile fazla ilgilenmedi, ama ‘Türklüğe’ ilişkin tesbitin üzerinde ısrarla durdu. TESEV metninden yapılan alıntı şöyle diyordu: “Toplumsal hayatın farklı alanlarını düzenleyen çok sayıda yasada Türk etnik kimliğine referans ve vurgu içeren hükümler yer almaktadır. Bu durum Türkiye toplumunun çoğulcu yapısıyla bağdaşmamakta, Türk etnik kimliğine mensup olmayan Kürt ve diğer vatandaşları dışlamaktadır.” Kısacası söylenen şey, bütün vatandaşların ‘Türk’ olmadığı, dolayısıyla hepsini ‘Türk’ saymanın ayrımcılık olduğuydu, çünkü hak ve özgürlükler ‘Türklüğü’ varsayılan vatandaşlara ihsan edilerek, diğerlerinden esirgenmişti... Dil konusu, yani Kürtçenin kamusal alandaki kullanımına ilişkin kısıtlar bunun çok açık örneği. Dolayısıyla ortada anlaşılamayacak bir durum yok. Türkiye Cumhuriyeti görünüşte herkesi eşit vatandaş sayıp, onlara ‘Türk’ diyor gibi gözükse de, aslında vatandaşlık tahayyülünü tümüyle Türk etnisitesi üzerine oturtmakta.
Kendilerine ‘Türk’ diyenlerin artık yıllarca sürdürülen bu ikili, dolayısıyla kaypak tanımlamayla yüzleşme zamanı gelmiş gözüküyor. Eşitsizliğin giderilmesinin bir yolu diğer kimliklerin de anayasa ve yasalarda zikredilmesi olabilir, ama bununla başa çıkmak pek mümkün değil, çünkü bu topraklarda ‘yetmiş iki buçuk milletin’ epeyce bir bölümü hâlâ yaşıyor. O zaman önünüzde tek bir seçenek kalıyor: Anayasa ve yasalardan ‘Türk’ kelimesini çıkararak, hukuku kimlikten bağımsız hale getirmek. Böylece vatandaşların kimliğinin değil, yasalar karşısındaki konumunun öne çıkmasını hiç olmazsa kâğıt üzerinde garanti etmek.
Yazının devamını okumak için tıklayın.