Ergenekon çeteleşmesinin deşifre edilmesi ile birlikte, ortada biri taktiksel ve gündelik, diğeri yapısal ve stratejik iki hareket alanının varlığı ortaya çıkmıştı. Yüzeyde toplumsal huzursuzluk ve kargaşa yaratmak üzere cinayetlere kadar uzanabilen ama aynı anda da büyük parasal kaynakları mobilize edip dağıtan bir şebeke bulunmaktaydı. Daha derinde ise AKP hükümetini devirmek ve askerî vesayeti sağlamlaştırmak üzere neredeyse her yıl bir başka darbe girişiminde bulunan bir büyük komplo düzenlemesi söz konusuydu.
Öte yandan bu iki düzlemin birbirini beslediği, hatta tam da bu amaçla planlandıkları bizzat Jandarma Komutanlığı’na ait belgelerde görülmekteydi. En tepede muvazzafların görev yaptıkları askerî dairelerin olduğu; altta sivil toplum ağlarını hareketlendirecek ‘lobi’ adlı bir mekanizmanın işletildiği bir düzenekti bu... Bu iki düzlem arasındaki temas noktası en dar haline getirildiği için, üstteki askerî makamların korunması mümkün olmakla kalmıyor, olayın bir ‘sivil’ girişim olduğu sanısı da yaratılabiliyordu.
Meseleye çıplak bir biçimde baktığınızda ille de bir ‘1 numara’ aramanın anlamsızlığı ortadaydı, çünkü iddianamedeki sayısız ve birbirini tamamlayan nitelikteki evrak askerî hiyerarşinin pek de dışında durmayan bir darbe arayışının söz konusu olduğunu söylemekteydi. Ayrıca bu çeteleşmenin kendisi için kullanmakta olduğu ‘ergenekon’ sözcüğünün de zaten ordu içindeki JİTEM türü enformel ancak bilinçli bir örgütlenmeye verilmiş bir ad olduğuna da dikkat çekilmekteydi. Dahası elimizde bir e-muhtıra da vardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.