Parlamentodaki AKP grubu içinde vesayetçi sistemin devamından yana olanların varlığından bir süredir bahsediliyordu. Aslında tek tek isimler üzerinden gidildiğinde, böyle bir ‘potansiyele’ sahip kabaca on kadar kişiyi hemen teşhis etmek mümkündü. Çünkü bu isimler geçmişin milliyetçi akımlarının içinde olurken, kendilerini de daima devletin uzantısı olarak siyasallaştırmışlardı. Bu rakama AKP tabanından gelmekle birlikte, milliyetçiliği Müslümanlığını aşan, ya da devlet üzerinden kariyer yapmaya daha müsait olanları da ilave ettiğinizde anlamlı bir sayısal büyüklüğe ulaşılıyordu. Ayrıca esas olarak Müslüman kimliğini öne çıkarmasına karşın, kimlik farklılığını ima eden gerilimlerde kendiliğinden milliyetçiliğe meyleden, belirsiz ama epeyce çok sayıda parlamenterden de söz ediliyordu.
Muhakkak ki bu tablo AKP’nin reformist eğilimlerini durduran bir fren işlevi gördü ve halen de görme ihtimaline sahip. Her seçim AKP için bir tür ‘arınma’ fırsatı sağlıyor ve önümüzdeki seçimden de daha az milliyetçi ve daha reformist bir kadroyla çıkılacağını öngörmek zor değil. Ne var ki henüz seçime bir yıl var ve partinin önünde bu seçimi doğrudan etkileyecek bir anayasa değişikliği taslağı duruyor. Taslağı parlamentodan geçirme şansı pek yok ve zaten AKP’nin öyle bir beklentisinin olmadığı anlaşılıyor. Ancak bu paketi referanduma götürmeyi garanti etmek parti açısından son derece kritik öneme sahip. Çünkü aksi halde hem reformlardan vazgeçilmiş olacak, hem de bu sürecin iyi yönetilememesi nedeniyle parti içinde zafiyet noktaları ortaya çıkacak. Diğer taraftan böyle bir sonucun bürokrasi ve medya içindeki vesayet rejimini destekleyen kadroları hareketlendireceğini, AKP’nin üzerine giden manipülasyonların yapılacağını öngörmek zor değil. Darbeci kanadın yıllardan beri amaçlarından biri AKP’nin bölünmesi ve bu referandum sürecinde yapılabilecek yanlışlar böyle bir fırsat yaratabilir.
Dolayısıyla Meclis’teki AKP grubunun insicamı son derece önemli gözüküyor. Diğer bir deyişle başarı, AKP’nin Meclis’te fire vermemesini veya oylamayı az bir fireyle atlatmasını gerektiriyor. Bazı milletvekillerinin gelecekte çekilecek bir isyan bayrağına gönderme yapan çıkışlarının tam da bu noktada duyulması ise, ‘karşı tarafın’ da yaklaşan meydan muharebesine hazırlandığını ortaya koyuyor. Bu tür çıkışlar, sağlamlığından emin olduğunuz asgari bir rakamın biraraya gelmesinden sonra yapılır. Diğer bir deyişle, eğer kendi partinizin seçim öncesi en önemli siyaset hamlesine karşı, ayrılmayı ima eden bir itiraz seslendiriyorsanız, ya gidecek ve milletvekili seçilecek yeriniz hazırdır, ya kendi partinizle seçim pazarlığı yapacak kadar güçlüsünüzdür, ya da daha ideolojik bir tutumun takipçisi olarak partiyi sarsacak önemde bir grup kurmuşsunuz demektir.
Ergenekon davasının arka plan oluşturduğu bir gündemde, asıl hedefin milletvekilliğini garanti etmek değil AKP’yi çökertmek olduğunu, ayrılıkçı bir hareketlenmenin bu yönde kullanılmak isteneceğini tahmin etmek zor değil. Diğer taraftan AKP kurmay heyetinin kendi milletvekillerini tanımadığını veya böyle bir çıkışı beklemediğini varsaymak çok safça olur. Nitekim söz konusu milletvekillerinin anayasa değişiklik paketini desteklemeyeceklerini söylemelerinin hemen ardından gelen değerlendirmeler, buna hazır olunduğunu ve hatta sanki bu durumun teşvik edildiğini ortaya koyuyor.
Görünüşe bakılırsa AKP yönetimi söz konusu grubun içindeki belki bazı özel kişileri geri kazanma gayreti gösterebilecek olsa da, esas olarak ‘giden gitsin’ tavrına sahip. Bu temelsiz bir özgüven ise bedelinin ağır olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Ama eğer bilgiye ve merkezin çekim gücüne ilişkin gerçekçi bir analize dayanıyorsa, karşımızda iki ihtimal var demektir: Ya bu grubun çözüleceği, sonuçta ayrılacak olanların Meclis’te çoğunluğu sağlama şansını baltalamayacağı düşünülmektedir, ya da o ayrılacak olanların yerine başkalarının alınabileceği veya AKP dışındaki Meclis gruplarından destek alınacağı öngörülmektedir.
Son anketlerin gösterdiği üzere, muhtemel ‘evet’ oylarının ‘hayır’ oylarından 10 puan önde olduğu, toplumun yargı reformunu net bir biçimde desteklediği, referandum sonucunun doğrudan seçim sonucunu etkileyeceği bir ortamda bütün bu hesapların yapılmamış olduğunu varsaymak pek gerçekçi gözükmüyor. Bu durumda eğer itirazcı ve ayrılıkçı grup yeterli büyüklükte ve sağlamlıkta ise, benzer bir kopuşun MHP’den de olabileceği ihtimaline hazır olmak lazım. Çünkü birçok gözlemcinin ortak kanaatine göre MHP seçmeninin ve örgütsel tabanının çoğunluğu bu anayasa değişiminden yana. Ayrıca Türkiye’de ‘milliyetçi’ kadroların da son yıllarda bir değişim yaşadıkları, meşruiyet, hak ve özgürlük gibi kavramları içselleştirme isteği içinde oldukları görülüyor. Bu dinamiğin MHP grubunu etkilememesi düşünülemez.
Seçimlerin yaklaşmakta olması ise bu tür kopuşları daha ‘gerçekçi’ kılıyor, çünkü kopanlara yeni yer sunulabiliyor. Böyle bir denklemde AKP’nin üstünlüğü ise açık, çünkü muhtemelen en fazla milletvekili çıkaracak olan, dolayısıyla en fazla ‘yeri’ olan parti o...
Bütün bunlara ilave olarak BDP’nin yeni stratejisinin ve ‘görüşmeci’ yaklaşımının da taslağın geçmesini sağlamak üzere önemli bir desteği ima ettiğini söyleyebiliriz. BDP’nin haklı taleplerinin bu taslakta olmaması kritik bir unsur değil. Yeter ki AKP bu taleplerin haklılığını açıkça kabullenip, gelecek dönemin ajandasına koyduğunu beyan etsin.
Türkiye bir ‘demokrasi’ olmaya gidiyor ve bunun engellenmesi çok zor, çünkü toplumun her kesiminde bunu isteyenler artık istemeyenlerden daha çok. Dolayısıyla belki de AKP yönetimi haklı... Bırakın ‘giden gitsin’...
emahcupyan@gmail.com