Son iki yılın yıpratıcılığından en az etkilenen muhakkak ki AKP oldu... Bu partiyi suçlamaya eğilimli olanların büyük prestij kaybı yanında, ilk seçimde oyunu daha da arttırma ihtimali çok yüksek olan hükümetin kaybı çok küçük kaldı. Bu durum yıpranmayı telafi etmek isteyen bürokratik kurumların biraz geri çekildiği bir döneme işaret etmekte. Buna karşılık CHP’nin ise daha da saldırgan olacağını ve kendisine zarar verecek eylemleri arttıracağını öngörmek zor değil. Nitekim rektör atamaları konusunda Kılıçdaroğlu’nun ağzından duyduğumuz sözler, işin düzeyi hakkında yeterli bir fikir vermekte... Geçmişte Sezer’in uygulamalarına cumhuriyet duyarlılığı nedeniyle karşı çıkmadıklarını söylerken, Kılıçdaroğlu cumhuriyetten anladıklarının aslında ayırımcılık olduğunu itiraf etmiş. Bugüne kadarki rektör atamalarının kalibresi yüksek kişilerin seçimini değil, başörtüsü yasağını savunan ayırımcı zihniyeti yeğlediğini açıkça söylemiş...
CHP’yi kendi haline bırakarak biz Gül’ün tercihlerine dönelim ve onun muhakeme tarzını anlamaya çalışalım... Toplam 21 atamada belirli kategorik davranışlar ve belirli istisnalar var. Birinci kategori hem üniversitenin hem de YÖK’ün ilk sıraya koyduğu rektör adayları. Bunlar altı tane ve Gül beşinde (Ankara, Atatürk, Ege, Karadeniz Teknik ve Trakya üniversiteleri) söz konusu tercihi onaylamış. İkinci kategori, üniversitelerin ilk sıraya koyduğu ancak YÖK’ün daha alt sıralara aldığı adaylar. Bu nitelikteki 12 durumdan yedisinde (Boğaziçi, Çukurova, Erciyes, Fırat, Gaziantep, İnönü ve ODTÜ) Gül akademi üyelerinin tercihini, üçünde (Akdeniz, İstanbul Teknik ve Ondokuz Mayıs) YÖK’ün ilk sıraya koyduğu adayı tercih etmiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.